Pozitif Yaşam Derneği
ERKEN YAŞTA / ZORLA EVLİLİKLER VE HIV/AIDS - Pınar Öktem

 

Toplumsal cinsiyetin, hem bireylerin HIV enfeksiyona maruz kalma olasılığını, hem bakım, tedavi ve destek hizmetlerine erişim olanaklarını, hem de HIV ile yaşamanın getirdiği sonuçlarla baş etme imkanlarını belirlemede çok önemli bir rol oynadığı küresel ölçekte bilinen ve kabul edilen bir gerçek (DSÖ 2003). Erken yaşta ve zorla evlenme / evlendirilme de toplumsal cinsiyetin HIV/AIDS oranlarına ve HIV karşısında kadınların risk konumlarına yansıdığı önemli noktalardan bir tanesi.

 

Genç kadınlar ve kız çocukları, hızlıca artan bir biçimde HIV/AIDS’in yeni yüzünü oluşturmaya başlıyorlar (Ertürk 2005). Dünyanın bir çok ülkesinde, özellikle de HIV enfeksiyonunun en yüksek olduğu bölge olan Sahra-altı Afrika’da, 15-24 yaş grubundaki genç kadınlar ve kız çocukları arasındaki HIV prevelansı, aynı yaş grubundaki erkeklere oranla çok daha yüksek. Bu oran bazı bölgelerde erkeklerin 2 katına, bazı bölgelerde ise 8 katına ulaşıyor (Bruce ve Clark 2004).

 

Her ne kadar günümüzde HIV/AIDS ile ilgili üretilen politikalarda göz ardı edilmekteyse de erken yaşta ve zorla evlenme ile genç kadınların ve kız çocuklarının HIV enfeksiyonuna maruz kalma riski arasındaki ilişki bir çok araştırma ile ortaya konmuş durumda. Buna göre 18 yaşından erken evlenen / evlendirilen kız çocukları, HIV karşısında yüksek risk altındalar.

 

Genellikle genç nüfus arasında HIV oranları değerlendirilirken gözden kaçırılan bir nokta, gelişmekte olan ülkelerde 15-24 yaş grubunda yer alan ve cinsel olarak aktif olan kadınların ve kız çocuklarının büyük çoğunluğunun evli olması. Bu ülkelerde, 10-19 yaş grubundaki genç kadınların ve kız çocuklarının üçte birinin, 18 yaşına basmadan evlendikeri ya da evlenecekleri tahmin ediliyor. Araştırmalara göre bu yaş grubunda evli olan genç kadınlar ve kız çocukları arasında, evli olmayan akranlarına göre HIV enfeksiyonu riski çok daha yüksek. Bu durumda, evli

 genç kızlar ve kız çocukları yalnızca risk altında olan ergenler arasında büyük bir oranı oluşturmakla kalmıyor, herhangi bir kategorideki nüfus arasında en yüksek HIV prevelans oranlarından birini gösteriyor (Bruce ve Clark 2004; Clark vd 2006).

 

Peki erken yaşta evlenen / evlendirilen kadınlar ve kız çocuklarının HIV karşısındaki yüksek risk durumları hangi faktörlerle açıklanabilir?

 

1)  En sık korunmasız cinsel ilişki evlilik kurumu içinde yaşanıyor

 

Her ne kadar evli ergelerin HIV enfeksiyonu karşısında düşük risk altında olduğu sık sık dile getirilse de aslında evlilik kurumunun bireyleri, özellikle de kadınları HIV’den korumadığı ortaya konmuş durumda. Afrika ve Latin Amerika’dan 29 ülkenin verilerine dayanılarak yapılan bir araştırma ile aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 31 gelişmekte olan ülkenin raporlarına dayanarak gerçekeştirilen bir çalışma, konuyla ilgili önemli veriler ortaya koyuyor: Buna göre gelişmekte olan ülkelerde yaşayan ve son haftalarda korunmasız cinsel ilişki yaşayadıklarını söyleyen genç kadın ve kız çocuklarının % 80’inden fazlasının evli olduğu görülüyor (Bruce ve Clark 2004; Clark vd 2006).

 

Ancak Türkiye’de evli olmayan genç kadınlar ve kız çocuklarının cinsel davranışları ile iligli herhangi bir veri olmadığından, bu oranının Türkiye için tam olarak ne kadar olduğunu ifade etmemiz mümkün değil (Bruce ve Clark 2004)

 

Evlilik içinde korunmasız cinsel ilişikinin daha sık olması ise başlıca iki faktörle açıklanıyor. Birincisi, evlilik kurumu içinde kondom gibi doğum kontol yöntemlerinin, tek eşli olmama / aldatma ile ilişkili görülmesi, ikincisi ise çocuk sahibi olma isteği ( Bruce ve Clark 2004).

 

Evlilik kurumu içinde yaşanan korunmasız cinsel ilişkinin taşıdığı HIV riskine rağmen, hala politika üretenler, ebeveynler ve hatta genç kadınların ve kız çocuklarının kendileri, HIV enfeksiyonu karşısında evliliğin koruyucu bir “cennet” olduğuna inanıyor. Bildiğimiz gibi birçok ulusal ve uluslararası AIDS önleme programı, evlilik öncesinde cinsel ilişkiden kaçınmayı koruyucu bir davranış olarak teşvik ediyor. Verilen bu mesaj, yalnıza evlilik öncesi cinsel ilişkinin sosyal olarak kabul edilemezliğini öne çıkarmakla kalmayıp, evliliğin bir şekilde HIV’e karşı “tam koruma” sağladığı yönünde yanıltıcı bir imada da bulunuyor. Her ne kadar eşler arasında HIV bulaşma oranı, bazı koşullar altında (her iki tarafın da evlilik sırasıda HIV negatif olması ve yalnızca birbirleriyle cinsel ilişkide bulunmaları koşulunda) gerçekten de düşük olsa da  bu koşulların genelde gerçekleştiğini söylemek mümkün değdil. Bu koşulların gerçekleşmediği durumlarda, özellikle de kadınların ve kız çocuklarının çok erken yaşta evlenmeleri durumunda evlilik içi cinsel ilişki çok yüksek oranda riskli hale geliyor (Clark vd 2006).

 

2) Erken yaşta evlenen / evlendirilen genç kadınlar ve kız çocukları, kendilerinden yaşça çok daha büyük erkeklerle evli.

 

Genellikle erken evliliklerde eşler arasındaki yaş farkının 5 – 14 yaş arasında olduğu görülüyor. (Türkiye ile ilgili 1999 tarihli verilere göre erken evliliklerde eşler arasındaki yaş farkı ortalama 5.2) Bu durumun sonuçların biri, yaşça büyük erkeklerin, yaşlarıyla doğru oranda cinsel deneyimlerinin daha fazla olması sebebiyle cinsel yolla bulaşan bir hastalıkla enfekte olmuş olma ihtimallerinin fazla olması. Bir diğer sonuç ise, yaşı küçük olan kız çocuğunun ya da genç kadının güvenli seks yöntemlerinin uygulanması konusunda eşi ile pazarlık etme gücünün düşük olması (Clark ve Bruce 2006). Bilindiği gibi kadınlara ve kız çokucklarına cinselik konusunda bilgisiz ve pasif olmaları gerekliliğini dikte eden toplumsal cinsiyet rolleri, kadınların ve kız çocuklarının güvenli seks konusunda partnerleriyle uzlaşma becerilerini kısıtlıyor (DSÖ 2003).

 

Örneğin, yapılan bir araştırmaya göre Mozambik’te eşleriyle cinsel ilişkiye girmeyi reddetmek, genç yaşta evlenen kız çocukları için bir seçenek olmaktan çok uzak. Ayrıca kondom kullanımı için eşleriyle anlaşmaya çalışanların da genellikle şiddetle karşılaştıkları görülüyor (BRIDGE 2002).

 

Bunların yanı sıra, özellikle Sahra-altı Afrika’da “bakire” bir kadın, kız çocuğu ya da kendi kız çocuklarıyla cinsel ilişkiye girmenin, erkeklerde HIV’i ve başka hastalıkları tedavi edeceğine dair yaygn bir mitin var olduğu da biliniyor (Lalor 2008). Bu inanış, genç yaştaki kızlarla evlenme isteğinin yanı sıra, küçük yaştaki kız çocuklarına yönelik tecavüz ve cinsel taciz riskini de beraberinde getiriyor (BRIDGE 2002).

 

3) Erken yaşta evlenen / evlendirilen genç kadınlar ve kız çocukları, HIV hakkında bilgi ve eğitim alma olanaklarından yoksun kalıyor.

 

Erken evliliklerin HIV’e maruz kalma oranına etki etme sebelerinden birisi de yine gelişmekte olan ülkelerde evliliğin, genç kızları ailelerinden ve arkadaşlarından ayıran, onları sosyal hayattan izole eden, sosyal ve coğrafi hareketliliklerini kısıtlayan ve ayrıca herhangi bir bilgilenme kaynağından, özellikle de okuldan koparan bir kurum olması. (Bu konuda Türkiye’ye baktığımızda, Türkiye’de evli ergenlerin okula devam etme oranı yalnızca  0.5) (Bruce ve Clark 2004).

 

4) HIV/AIDS ile ilgili geliştirlen politikalar erken evliliklerin etkisini göz ardı ediyor.

 

Halihazırda varolan HIV/AIDS önleme stratejileri (cinsel ilişkiden kaçınma veya kondom kullanmayı teşvik etme gibi) erken yaşta evlenen genç kadınlar ve kız çocukları için gerçekçi çözümler önermiyor (Clark vd 2006) Evli ergenler, rakamsal olarak çok yüksek bir grubu oluşturmalarına karşın ve özellikle riske açık bir grup olmalarına karşın,  genellikle HIV ile ilgili araştırma ve politika öncelikleri arasında yer almıyorlar (Bruce ve Clark 2004).

 

Ülkelerin, kendi nüfusları içerisinde erken evlilikler ile HIV arasındaki bağlantıyı ortaya koyup buna göre politikalar üretebilmeleri için, özellikle iki konuda veri toplamanın gerekliliği üzerinde duruluyor: genç yaş grubunda evlilik kurumu içerisinde korunmasız cinsel ilişki sıklığı ve yine bu yaş grubundaki evliliklerde erkek ve kadın arasındaki yaş farkı ortalaması (Bruce ve Clark 2004).

 

Sonuç: erken evlilikler HIV virüsünün “risk grularından” genel nüfusa geçtiği bir “köprü”

 

Zorla evlendirme ve çocuk yaşta evlendirme, bir taraftan toplumsal cinisyete dayalı şiddetin (Erturk 2005), bir taraftan da çocuk istimarının (Lalor 2008) bir biçimini oluşturmakla kalmayıp, HIV/AIDS’in yayılımına da önemli oranda etki ediyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde erken ve zorla evlilikler,  HIV virüsünün “risk grularından” genel nüfusa geçtiği bir “köprü” olarak değerlendirilmekte. Erken evliliklerin, genç kadınları ve kız çocuklarını üreme sağlığı, cinsel sağlık ve HIV konusunda risklere maruz bırakmaktaki rolünün üzerinde daha fazla durmaya ihtiyaç var. Bu konunun HIV/AIDS önleme politikalarına yansıtılması, hem HIV’in yüksek “risk gruplarından” aynı nesildeki genel nüfusa yayılmını azaltmak; hem de anneden bebeğe geçişi önleyerek bir sonraki nesle geçişini önlemek bakımından önem taşıyor (Bruce ve Clark 2004).

 

Bu bakımdan, Birleşmiş Milletler Kadına Yönelik Şiddet eski Özel Raportörü Yakın Ertürk’ün de kadınlara yönelik şiddet ile HIV arasındaki ilişkiyi ortaya koyduğu raporunda belirttiği gibi, HIV/AIDS’e yönelik stratejilerin, yasal evlilik yaşının yükseltilmesi ve zorla evlililklerin yasadışı kabul edilmesini de içerecek şekilde, toplumsal cinsiyete duyarlı ve insan hakları normları temelinde geliştirilmesi ve uygulanması gereklidir.

 

Kaynaklar:

 

BRIDGE - Development - Gender (2002) Gender and HIV/AIDS: overview report. Institute of Development Studies.

 

Bruce, Judith and Shelley Clark. (2004) “The implications of early marriage for HIV/AIDS policy,” brief based on background paper prepared for the WHO/UNFPA/Population Council Technical Consultation on Married Adolescents. New York: Population Council.

 

Clark, Shelley, Judith Bruce and Annie Dude. (2006) “Protecting Young Women from HIV/AIDS: The Case against Child and Adolescent Marriage” International Family Planning Perspectives, Vol. 32, No. 2: pp. 79-88.

 

Ertürk, Yakın. (2005)  “Intersections of Violence against Women and HIV/AIDS.” UN Commission on Human Rights. E/CN.4/2005/72.

 

World Health Organization (200) Integrating Gender into HIV/AIDS Programmes a review paper. Department of Gender and Women’s Health, Family and Community Health.

 

Lalor, Kevin (2008) “Child Sexual Abuse and HIV Transmission in Sub-Saharan Africa” , Child Abuse Review, Vol. 17: pp. 94–107.

 

 

Yazı:

Pınar Öktem

Pozitif Yaşam Derneği Üyesi





Copyright © 2010, Pozitif Yasam Derneği    powered by: minduce
home iletisim