Pozitif Yaşam Derneği
Güney Afrika’ya 1,5 ay süreyle gönüllü doktor olarak giden Prof. Dr. Deniz Gökengin deneyimini aktarıyor!

“Motswedi wa tsepo” (Umut Çeşmesi) ve Fark Yaratmanın Büyüleyici Gücü

 

Dr. Deniz Gökengin

 

Hastalar, havasız ve pis kokan odanın içinde adeta taşlaşmışçasına oturuyor ve derin bir çaresizlik içinde küçük bir umut kıvılcımının onlar için parlamasını sabırla bekliyorlardı. HIV ve AIDS ile yaşayan hastalara bir umut kapısı olmak üzere kurulmuş olan Umut Çeşmesi adlı klinikteki ilk günümde cesaret kırıcı bir manzaraydı bu. Ama ben, bir değişiklik yapmaya kararlıydım; hem onlar hem de kendim için.

 

Öyküm 2007 yılında Madrid’de, gelişmekte olan ülkelere HIV/AIDS alanında klinik beceri aktarımı konusunda dünya lideri haline gelmiş Global Medic Force adlı kuruluşun standına rastlamamla başladı. Stantta görevli güler yüzlü genç kadının uzattığı forma adımı hiç düşünmeden yazıverdim. Dünyanın gelişmekte olan bölgelerine yardım eli uzatmayı her zaman istemiş, fakat bu rüyamın gerçekleşeceğini aslında hiç düşünmemiştim. Yazgımın o gün o listeye yazıldığını ve yaşamımın kökten değişeceğini nereden bilebilirdim?

 

 

2008 yılında Londra’da iki günlük bir eğitimden sonra, 2009 yılında, Global Medic Force ve onların Güney Afrika’daki ortakları Foundation for Professional Development tarafından Güney Afrika Cumhuriyeti’nde Brits kasabasında HIV/AIDS konusunda akıl hocalığı yapmak üzere atandım. 17 Ekim 2009 günü, doğum günümde, yola çıktım. Bu, aldığım en anlamlı ve en unutulmaz doğum günü armağanıydı. Hem heyecan duyuyor, hem de biraz korkuyordum ama zorluklarla mücadele etmeye ve yaşamın bana sunacağı yeni renklerin tadını çıkarmaya kararlıydım.

 

Görevim, Brits Bölge Hastanesi’ndeki “Motswedi wa Shepo”, “Umut Çeşmesi” adlı HIV Kliniği’nin elemanları ile birlikte çalışarak klinikte yolunda gitmeyen konuları saptamak, çalışanların HIV/AIDS hizmetleri konusundaki bilgi ve becerilerini artırmak ve daha iyi hizmet vermeyi engelleyen unsurları belirleyerek, onları aşacak çözümler üretmekti.

 

Güney Afrika, HIV salgınında en büyük yükü taşıyan ülkelerden biridir. 2007 yılına ait verilere göre, bu bölgede HIV/AIDS ile yaşayanların sayısı 5,7 milyondur. Güney Afrika’nın Kuzey Batı eyaletindeki Brits kasabası, %25’lik HIV oranı ile beşinci sırada yer almaktadır. Brits Bölge Hastanesi’ndeki HIV Kliniği, toplam 3000 civarında hastaya hizmet vermekteydi ve günlük hasta sayısı yaklaşık 100 kadardı. Hastalar bu kliniğe, dokuz alt klinikten sevk edilmekte, sadece AIDS aşamasındaki hastalar bu klinikten hizmet alabilmekteydi. Klinikte bir doktor, iki hemşire, bir yardımcı hemşire, bir kayıt memuru, bir veri kayıt memuru ve yedi danışman hizmet vermekteydi.

 

Kliniğe ait ilk izlenimim, havasız ve sıkışık bir yer olduğu şeklindeydi. Kliniğin tekerlekli bir vagondan ibaret olduğu, vagonda13 kişinin çalıştığı ve günde 100 hastaya hizmet verildiği dikkate alındığında aslında bu hiç de şaşırtıcı değildi. Klinikteki ilk haftam son derece zordu; saatlerce oturup gözlem yapmam ve not almam gerekmişti. Çalışanların benim hakkımda ne düşündükleri neydi bilmiyorum ama pek de olumlu olmadığı açıktı. Bana karşı her zaman saygılı ve nazik olmakla birlikte, aynı zamanda soğuk ve uzak duruyorlardı.

 

İlk haftanın sonunda bir toplantı yaptım ve klinikte hangi hizmetlerin yürümediği konusunu çalışanlarla tartıştım ve bu sorunları gidermek için önerilerde bulundum. Ayrıca çalışanların bu konudaki görüş ve önerilerini iletmelerini istedim. İlk bakışta aşağıdaki sorunlar öne çıkıyordu:

 

·          Bekleme listesinin ve klinikte bekleme süresinin uzun olması

·          Antiretroviral tedaviye çok geç başlanması ve koruyucu tedavi ile çok zaman kaybedilmesi

·          Bilgilerin güncelliğini yitirmiş olması

·          Danışmanlık hizmetlerinin yetersiz olması

·          Akran desteğinin olmaması

·          Eleman eksikliği

·          Yönetsel konularda eksiklik

 

Çalışanlar, ücretlerinin artırılması ve kliniğin doktor ve hemşire açığının kapatılması dışında herhangi bir öneri getiremediler. Bunların çözümü ise benim kapasitemi ve yetkilerimi aşmaktaydı. Benim çözüm önerilerim ise şu şekildeydi:

 

§          Alt klinikler için yönlendirici kurallar geliştirerek, hastalığın ileri evresinde bulunan hastaların kliniğe daha erken aşamada gönderilmesini sağlamak;

§          Hastalığın ileri evresinde bulunan hastaların klinikten daha erken randevu almasını sağlamak;

§          Hastaların, antiretroviral tedaviye başlamak üzere hızla hazır hale getirilmesi ve koruyucu tedavide zaman kaybetmeden tedaviye erken başlanması;

§          Grup seansları yerine bire bir danışmanlık seanslarının uygulanması;

§          Akran destek grubunun oluşturulması ve

§          Bilgilerin güncellenmesi.

 

Çalışanlar, kliniğin yeterince etkin işlemediğini kabul etmekle birlikte, önerilerimi uygulamaya koyma konusunda istekli görünmüyorlar ve bunun için, iş yüklerinin artacağı, gönüllü akran danışmanlarının onların yerini alacağı ve günlük randevu sayısının artırılmasının olanaksızlığı gibi endişeler ve nedenler ileri sürüyorlardı. Fakat bir yandan da, hastalığın ileri evresinde bulunan hastalarda erken girişimin yaşamsal öneminin birdenbire farkına varmışlardı. İşte bu, yaşamımın en zorlu anlarından biriydi; ya onları işbirliğine ikna edecek ya da kalan beş hafta boyunca suratımı asıp can sıkıntısı içinde oturacaktım. Bunun üzerine, önerilerimin dayanağını elimden geldiğince açıklamaya çalıştım ve gerisini kadere bırakmaya karar verdim.

 

Toplantının ertesi günü, danışmanlar, bire bir danışmanlığı denemeye karar verdiklerini açıkladılar. Büyü mü dersiniz yoksa talih mi bilemem ama işte bu, her şeyi değiştiren andı. Bire bir danışmanlık o kadar iyi işledi ki, çalışanlar bana karşı tavırlarını tamamen değiştirip, daha yakın ve işbirlikçi bir yaklaşım sergilemeye başladılar. Bundan sonrası ise tereyağından kıl çeker kadar kolay oldu. Danışmanlara hem konferans tarzında hem de yerinde eğitimler, hemşirelere ve doktora da bire bir eğitimler uyguladım. Doktor ile birlikte tanı ve tedavi akış şemalarını güncelledik, hasta randevusu ve hasta sevki için yeni akış şemaları geliştirdik. Stabil hastalar için bir değerlendirme şeması hazırladık ve bu şemaya göre danışmanlar tarafından değerlendirilip, tedavi uyumu yüksek olduğuna karar verilen hastalara üç aylık ilaç verilmesini sağlayarak, günlük poliklinik sayısını azaltmayı ve ağır hastaların daha erken randevu almasına olanak tanımayı amaçladık.

 

Altı haftanın sonunda elde ettiğimiz sonuçlar inanılmaz derecede iyiydi. İş yükü fazla olan bir klinikte, verilen hizmetin kalitesinden ödün vermeden hızlı karar vermek, sağlık hizmetinin önemli bir parçasıdır. Bu beceri, uygulama yaparak edinilir. Bu programın en başarılı olduğu nokta, klinik çalışanlarına, çalışırken öğrenme fırsatı sağlamasıydı. Böylece çalışanlar, rutin işlerini yaparken eğitim alma şansını elde ettiler ve HIV hastalarına sağlık hizmeti verme konusunda daha kendine güvenli ve daha donanımlı hale geldiler.

 

Bu program sayesinde, hastalara sunulan hizmette de önemli ölçüde iyileşme sağlamak mümkün oldu; hastalığın ileri evresinde olan hastaların bekleme listesinde geçirdikleri zaman kısaldı; antiretroviral tedaviye daha erken başlanır oldu; hastalar daha dikkatli izlenmeye başlandı; tedavi başarısızlıkları daha erken saptanır oldu ve başarısızlıklara uygun şekilde müdahale edilmeye başlandı. Bütün bunlardan daha da önemlisi, çalışmanın sonunda elde edilen en büyük başarı, kliniğin tüm çalışanlarının, iletişim becerilerinin artması, işbirliğine daha yatkın ve hevesli hale gelmeleri ve daha iyi sosyal ilişikiler kurmaya başlamaları oldu.

 

Programın yararları klinikteki düzelme ve iyileşmelerle sınırlı değildi; bu programın, benim kişisel gelişimime de büyük katkıları oldu. Bu görev, HIV enfeksiyonuna madalyonun diğer tarafından bakabilmem, farklı bir kültür ile tanışmam, yeni dostluklar kazanmam ve işbirliği içinde çok çalışarak klinikte ve klinik çalışanlarında elde edilen gelişmeye tanık olmam açısından unutulmaz bir deneyimdi. Gelişmekte olan bir ülkede çalışma açısından ilk deneyimim olsa da, kliniğin tüm çalışanları kendimi evimde ve kliniğin bir üyesi olarak hissetmem için ellerinden geleni yaptılar. Her birine, beni yaşamlarına dahil ettikleri, bilgi ve deneyimlerini benimle paylaştıkları için şükran borçluyum. Görevim boyunca, yeni bir çevreye ve kültüre uyum sağlamak, kurulmuş bir takımın içinde yeni bir üye olarak kendine yer edinmek, kısa bir zaman diliminde sağlam ilişkiler kurmak ve küçük bile olsa bir fark yaratmanın şaşırtıcı gücünü fark etmek gibi pek çok şey öğrendim. Global Medic Force ve Foundation for Professional Development’a, bu programın bir parçası olma şansını bana verdikleri için teşekkür ederim. Önümüzdeki yıllarda tekrar gönüllü olmayı çok isterim ve meslektaşlarıma, kendi ülkelerindeki olanakları az gelişmiş ülkelerdeki olanaklar ile kıyaslamak, dünyanın az gelişmiş bölgelerindeki durumun AIDS yayılımını nasıl etkilediğini görmek ve bu ülkelerin, bu durumla başa çıkmak için neye gereksinimi olduğunu anlayabilmek için bu programa katılmalarını hararetle öneririm.

 

Yaşamımdaki en zorlu ama bir o kadar da büyüleyici altı haftayı Umut Çeşmesi’nde geçirdim ve fark yaratmanın şaşırtıcı gücüne tanık oldum.





Copyright © 2010, Pozitif Yasam Derneği    powered by: minduce
home iletisim