|
3 yıldır İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Bil201 – Sosyal Sorumluluk Projeleri isimli seçmeli dersi veren bir ekibin parçasıyım. Dersin temel amaçları arasında, sivil toplum, sivil toplum kuruluşlarında gönüllülük gibi kavramlar üzerine düşünmek; demokrasi, katılım, beraber yaşam gibi konular üzerine tartışmak; insan haklarına dayalı bir yaşam kültürü üzerine beraberce düşünmek ve tüm bu sürecin sonunda dersi alan öğrencilerin bir sonraki dönemde uygulamak üzere küçük çaplı bir sosyal sorumluluk projesini tasarlamalarını var. Bizim dersin geleni gideni bolca. Ders konuşmak değil, susmak neredeyse yasak. Bir de dönem sonunda not almaca var ki, notun bir bölümünde öğrencilerin kendi kendilerin notlandırdıkları ve ekip arkadaşlarını değerlendirdikleri bir aşama var; şaşkınlık ve neşe dolu geçiyor. Bu yıl bir de gruplar halinde sivil toplum kuruluşlarına ziyaret vardı programda. İşte sizlerle paylaşmak istediğim bu ders. Ve en çok da Pozitif Yaşam Derneği’ne yapılan ziyaretin, öncesi ve sonrası. Ziyaret sırasında olanlar içinse yazının en sonunda ziyareti gerçekleştiren öğrencilerin kendi kalemlerinden çıkanlara bakabilirsiniz. |
![]() Gülesin Nemutlu |
Pozitif Yaşam Derneği’yle tanışmam Kasım 2007’de oldu. Öncesinde benim için bir isim ve henüz okumadığım bir kitaptı dernek: “Pozitif Yaşamak”. Bilgi Üniversitesi STK Eğitim ve Araştırma Birimi aracılığıyla, Pozitif Yaşam gönüllüleri için “Kolaylaştırıcılık ve Eğitim Teknikleri” isimli bir eğitim hazırlığına girince, oturup çalıştım. Bu hazırlık döneminde 5 şey yaptım.
- İnternet sitelerini ve ilişkili siteleri en ufak ayrıntısına kadar inceledim;
- “Pozitif Yaşamak” kitabını okudum;
- Eğitimin içeriğini eğitimi beraber hazırladığımız arkadaşımla tasarladım;
- Pozitif Yaşam gönüllülerine daha önce eğitim vermiş arkadaşlarımla kahve içtim;
- Neyle karşılaşacağımdan korktum ve korkumu kabul ettim.
Hikâyenin bundan sonraki kısmı, eğitimin gerçekleştiği kısım; bu bülteni okuyanların tahmin edeceğini düşündüğüm gibi gelişti. Korkum, gönüllüleri ilk gördüğümde meraka dönüştü, biraz tanıştıktan sonra heyecana, eğitimin ilerleyen bölümünde bolca kahkahaya ve hayranlığa. Burada “hayranlık” derken neyi kastettiğimi bir cümleyle daha açmak istiyorum: bilgilerine, aktarmak istedikleri konuya hâkimiyetlerine, kurumla olan ilişkilerine ve ciddiyetle neşeyi birbirinin içine yedirme becerilerine hayran oldum. Eğitim ya da atölye ortamında beraber zaman geçirdiğiniz her grup birbirinden farklıdır. Her grubun içindeki her birey de. Fakat yine de grupların kendilerine özgü özellikleri de vardır. Katılımcılar aynı kurumdan geldiklerinde “kurum kültürü” denilen kavram, bu ortak özellikleri etkiler. Hayranlığım bu gruptaki her farklı bireyin, bu topluluğa kattığı, beraberce oluşturdukları ve bizlerle paylaştıkları ortamaydı.
Eğitim aracılığıyla gerçekleşen tanışmadan sonra, Pozitif Yaşam Derneği’yle ilişkim farklı biçimlerde devam etti. Bültenlerini kaçırmaz, gazetede televizyonda gerek dernekle gerek HIV Pozitif’le ilgili haberler olsun atlamaz bir hal aldım. Beraber projelerde yer aldık. Benim yer aldığım kurumlar Pozitif Yaşam Derneği’nin projelerine destek oldu, Pozitif Yaşam bizlerin projelerine, etkinliklerine… Ve tabii ki, dersteki öğrencilere ziyaret edecekleri sivil toplum kuruluşlarını sunarken, Pozitif Yaşam aklımdaki kurumlardan biriydi.
Derste de olaylar tahmin ettiğim gibi gelişti. Ziyaret edilecek kurumların önce isimlerini yazdım. Ne olduklarını, düşündüklerini sordum. Genç Pozitif Yaşam’ı tanıyan ya da tahmin edebilen yoktu. Sonra sırayla listedeki kurumlar hakkında kısa bilgiler verdim; amaçları nedir, kimlerle çalışırlar, neler yaparalar… Sonra da öğrencilerden tahtaya gelerek hangi kuruma gitmek isterlerse o kurumun yanına isimlerini yazmalarını istedim. Bilin bakalım ne oldu? Kimse Pozitif Yaşam Derneği’ne gitmek istemedi. Ve bu durum, devam eden bir saatte sınıfta verimli bir tartışma yaşamamız için bize çok güzel bir malzeme sağladı.
Neler tartıştık? HIV pozitif olmanın ne olduğunu, AIDS olmanın ne olduğunu, günlük hayata etkilerini ama en önemlisi de toplumun HIV pozitifli kişilere nasıl yaklaştığını konuştuk. Tolumun yaklaşımını konuşurken, ziyaret edilecek kurumları belirlerken ortaya çıkan durum “yok canım, neden dışlansınlar ki” söylemlerini eritti; kendimiz, düşündüklerimiz, söylemlerimiz ve hissettiklerimizle baş başa kaldık.
Tartışma sonunda 3 kişi Pozitif yaşam Derneği’ni ziyarete gitmeye karar verdi. O gün derse gelmeyenleri kurumlara dağıtırken, bir kişi de Pozitif Yaşam’a düştü ve böylece 4 kişi yola çıktılar.
Ziyaretlerin gerçekleşeceği hafta ders yoktu. O gün bir e-posta aldım: “Bu derste sivil toplum kuruluşlarına gitmemizi sağladığınız için teşekkürler hocam. Bugünkü ziyaretten sonra değiştiğimi hissediyorum. Tam olarak ne olduğunu şimdi anlatamayacağım çünkü toparlayamıyorum ama bugün bir şeyler değişti”. Pozitif yaşam’a giden öğrencilerimden biriydi.
Bir sonraki hafta tekrar toplandık. Her grup ziyareti anlattı. Derste üzerinden geçtiğimiz konu başlıklarına göre gittikleri kurumları değerlendirdiler ve izlenimlerini birbirleriyle paylaştılar. Tüm bu paylaşımlar ve paylaşımlardaki ortak noktalar birçok şey düşünmemi sağladı:
- STK'lara ne kadar da uzaklar? Uzaya gitmiş gibi anlatıyorlar bazı şeyleri diye düşündüm. Ben yakınım ya, herhalde ondan garipsedim dedim sonra. Yaşadığımız yerdeki istatistikler bu uzaklığı açıklıyor aslında.
- STK'larda çalışanlarla ve gönüllülerle kurdukları iletişim ne kadar önemli diye düşündüm sonra. Anlatılanların çoğunda görüşme yapılan kişinin tavrı, yaklaşımıyla ilgili noktalar var. Kurumu, kurumu sunan kişilerin tavrı üzerinden konumluyor olabilirler mi dedim.
- Yapıldığı anlatılan işleri kahramanların hikâyelerini dinler gibi dinlemişler sanki. Anlatılan projeleri, yapılan işleri o kadar "kahramanca" bulmuşlar ki, o kahramanlık hikâyesinin kendileriyle –ya da herhangi “normal” bir kişiyle- bir ilgisi yokmuş, o hikâyede kendileri yer alamazmış gibi bir ton var kimilerinin konuşmalarında. Bu durumu bizler –STK çalışanları ve gönüllüler- ne kadar yaratıyoruz anlatılarımızla acaba diye düşündüm hemen sonrasında.
- Büyük işler" yapılan yerlerdeki "az sayıda insan" saptaması neredeyse her sunumda vardı. İşimiz ve hayatımızın (stk çalışanları ve gönüllüleri olarak yine) ne kadar birbirine girmiş olduğu ve belki de işimizin hayatımız oluşu (hem olumlu hem de olumsuz anlamda) "dışarıdan" çok belli oluyor galiba diye de düşündüm.
Dönemin neredeyse sonundayız. Şimdi dersin öğrencileri kendi projelerini hazırlıyorlar. Ziyaretlerin etkileri ve katkıları proje hazırlık aşamasında görülüyor. Bu dönüm iyi bir ders geçirdiğimizi düşünüyorum. Yine tekrar tekrar sivil toplumla, gönüllülükle, demokrasiyle, beraber yaşamla ilgili düşüncelerimi gözden geçirdim, sorguladım bolca. Sağ olsunlar, bu dönemde öğrencilerin ve dersin izi kaldı bende. Umarım dersin izi onlarda da kalmıştır. Ziyaretlerle bu etkiye katkısı olanlara sonsuz teşekkürler…
Son olarak, ziyarete gidenlerden birer paragraf yazmalarını istemiştim, “Ziyaret sırasında en çok ilgimi çeken şeyler…” diye başlayan. Aşağıda Pozitif Yaşam Derneği ziyaretinden sonra gelen paragrafları bulabilirsiniz. Bir ödev eksik… Ama sınıftaki paylaşımlardan biliyorum, etkisi benzer. Benim Pozitif Yaşam Derneği’yle yaşadığım deneyime benzer bir deneyim yaşamışlar gibi geldi paragrafları okuyunca. Heyecanlandım. Demek ki Pozitif yaşam’ın çıktığı yol, hedefledikleri ve bunları aktarış biçimi, Pozitif’in hikâyesini ilk kez dinleyenleri böyle etkiliyor. Korku bilgiye dönüşüyor, bilgi de umarım harekete geçmeye… Keyifli okumalar!
“Aslında ilk olarak, Pozitif Yaşam Derneği’ne gitmek istemiyordum. Çünkü dernek hakkında bilgim yoktu. Ama daha sonra internet sayfasından Pozitif Yaşam Derneği’nin ne yaptığını öğrenince gitmek istedim daha çok. Bana en ilginç gelen aslında o hastalığın bir damla kanla bulaşmadığını öğrenmekti. Çünkü ben hastalığı bir kanla bulaştığını sanıyordum. Ayrıca hastalık hakkında bilmediğim şeyleri öğrenme hakkım oldu. Bir de insanlara yardım ettiklerini öğrendim. Hastalığın hangi yollarla bulaştığı ve bulaşmadığı hakkında bilgi verdiler. O hastalığa sahip olan insanların birbirlerine yaşadıklarını anlatma fırsatı sağlamışlar.”
“Biz pozitif yaşam derneğine gittik. Duyduğuma göre derste bu derneğe talep olmamış. Ama kesinlikle bu derneğe gittiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Çok güzeldi, çok sıcak bir ortamdı. Ve günün sorusuna gelince bana en ilginç gelen, birçoğumuzun bu hastalıkla ilgili bilgisi yok. Özellikle hastalığın bulaşma yollarıyla ilgili. Bu hastalığa sağlık kurumlarında olan bakış açısını öğrendik. Biz de yardımcı olmaya karar verdik elimizden geldiği kadar. Mesela 1 Aralık günü yapılacak olan basın toplantısını ve yürüyüşü kampüste duyurmak. Ayrıca okulda bu konuyla ilgili bir seminer düzenlemek gibi. Bugünün kesinlikle bana bir şeyler kattığına inanıyorum. Dürüst olmak gerekirse başta gitmek istemedim, üşendim. Ama şu an gittiğim için memnunum. Ve iyi ki de Pozitif Yaşam Derneği bize kalmış.”
“Pozitif Yaşam Derneği’ne yaptığımız ziyarette çok heyecanlandım. Gerçekten insanlarla savunuculuk yapıyorlar. Kısa zamanda birçok yere ulaşmışlar. Bence daha da çok insana ulaşacaklar. Yaptıkları çalışmalar ve etkinlikler bence iyi sonuçlar getirecek. Oraya gittiğimde gerçekten çok heyecanlandım çünkü onların yardımsever ve iyi bir iyi yaşam amaçladıklarını fark ettim. Türkiye'de tabu haline gelmiş bir konudan muzdarip olan insanları çok iyi şekilde savundukları ve yardım ettiklerini düşünüyorum. İlk gittiğimde benim de korkularım vardı ama bir şekilde benim kendi açımdan olan korkularımı yenmemi sağladılar. Böylesine iyi şeyleri amaçlayan ve başaran derneğe gittiğim için ve onları tanıdığım için çok mutluyum. Bence Türkiye'deki en başarılı sivil toplum örgütlerinden biri. Bu derneğe gitmemizi sağladığınız için çok teşekkür ederim.”
Gülesin Nemutlu
gulesin@bilgi.edu.tr









