Pozitif Yaşam Derneği
Ben HIV+ kardeşi olan bir ablayım.

Ben HIV+ kardeşi olan bir ablayım. Böyle şeyler sadece filmlerde olur diye bilirdim. Hatta bununla ilgili birkaç film de seyretmiştim. O insanlara çok üzülür, ağlardım. Bu nasıl bir hastalık ki insanlar buna yenik düşebiliyor, kısa sürede hayatlarını kaybediyorlardı. Ölümcül bir hastalık olarak görüyordum. Yakalandığın an tedavisi olmayan, aşırı kilo ve hayat kaybedilen bu hastalığı TV'de yada filmlerde seyrettiğimde beni çok korkuturdu. Bakamazdım yüreğim dayanmazdı. Ama hep bir tarafım merak etmişti bu hastalığı. Hiç araştırmadım üzerinde de durmadım.

Ama bir gün bu hastalığa kardeşimin yakalanacağı ve bu yüzden araştıracağım hiç aklıma gelmezdi. Kardeşim ilk tanı alıp bana söylediğinde hayat bir anda durdu sanki! Allah'ım o gün ölüyorum sandım. Nefes alamıyorum, çığlık atmak istiyorum, bağıra bağıra ağlamak, kardeşime tokat atıp nasıl dikkat etmezsin, bu kadar düşüncesiz olamazsın, nasıl bu kadar rahat olabilirsin demek istedim.

Ama bunların hiçbirini söyleyemedim, çünkü artık o dakikadan sonra kardeşimin yanında olma zamanıydı. Ona kızmak bağırmak neyi değiştirecekti. Virüsü yok mu edecekti? Onun acısını, çaresizliğini o kadar iyi anlıyordum ki. Bire bir aynı şeyleri bende onunla beraber yaşıyordum sanki.

Bu tanı haftalarca beni hayattan kopardı. Kendime gelemedim. Çok ama çok derin acılarla boğuştum. Hayat devam ediyordu ama benim etrafımda durmuştu sanki. Bu anlatılmaz aslında. Ha yaşamak mı lazım Allah korusun! Allah böyle bir acı kimselere göstermesin. Demek istediğim tarifi zor bir acı, kelimeler yetersiz kalır. Ben o günden sonra intiharı, HIV + olmayı vs.. O kadar çok hızlı iniş çıkışlar yaşıyordum ki, bu acıya dayanamıyordum. Bir HIV + belki bir haftada veremeyeceği beş kiloyu ben bir haftada verdim.

Ben bunları yaşarken yalnızdım. Buna ailem bile dahil, kimseye bir şey söyleyemiyordum. Tek başıma sırtımda koca bir yük, kız kardeşime söyledim. O benim kadar etkilenmedi. Belki de benim çok üzüldüğümü gördüğü için soğukkanlı gözükmek istedi. Şunu çok iyi biliyorum ki onun karşımda dimdik durması bana güç veriyordu. Ailemden birinin bilmesi ve o kişinin bakış açısı bana iyi geliyordu. Tabi bunlar anlık iyi gelmelerdi.

Hep şunları düşünüyordum; kardeşim çok zayıflayacak, kısa sürede ölecek! Daha çok genç, neden benim kardeşim, o çok iyi bir insan, neden korunmadı, evlenemeyecek, çocuğu olmayacak vs.. Bunları düşündükçe çıldırıyordum. "Kardeşimin hayatı bitti artık buraya kadar" diye düşünüyor ve bu beni çok korkutuyordu. Annemin koynuna girip ağlamak istiyordum. Bunu onunla paylaşmak istiyordum. Bunu hiçbir zaman yapamayacağım ve bu içimde başka bir acı olarak kalacaktı...

Halen bile annemle ve babamla telefonda konuştuğumda boğazım düğümlenir, gözlerim dolar kısa konuşur hemen kapatırım hiç dayanamam.

Sevdiklerimden ayrı yalnız mücadele etmek çok zor hele birde söz konusu AIDS ise mücadele üzerine mücadele...

Bu acımasız hayat serüvenini yaşarken her şeye rağmen beni mutlu edecek şeyleri düşünmeye yoğunlaştım. Bunlardan biri çok sevdiğim oğlum. Ona sarıldığımda huzur buluyorum. Şükretmeye başladım. Hayat bir o kadar acımasızsa, bir o kadar da tüm güzelliği ile devam ediyordu.

Ben bunları kendi dünyamda yaşarken bir taraftan da hem araştırma hem de üniversite hastanelerinde koşuşturuyorduk. Kardeşime en ufak bir acımı hissettirmemek için daha çok acı çekiyordum. Allah'ım neydi o günler öyle. Kardeşimi üzgün görmek, hele de böyle bir durumdan dolayı. Kardeşim çok acı çekiyordu. Ben de kardeşimi çok iyi tanıdığım ve onun kafasından geçenleri de iyi bildiğim için çok üzülüyordum.

Onu rahatlatmak için kafasındaki soruları cevaplamaya başladım. Tabi o an üç maymunları oynuyorsun (bu arada maymunlardan nefret ediyorum artık, gerçi bu henüz kesin bir bilgi değil ama olsun ben sevmiyorum artık bu hayvanları)...

Hiçbir şey duymuyorsun bilmiyorsun ve görmüyorsun...

Sonunda Cerrahpaşa Tıp Fakültesine gittik. Orda bizimle çok yakından ilgilenen iki doktor Allah'tan karşımıza çıktı. Bize çok iyi davrandılar ve kardeşimi muayene ederken bile eldiven takmadılar. Bazı doktorlar bunu yaptığı için dikkatimi çekmişti. HIV/AIDS ile ilgili bize bilgi verdiler.

Ben bu süreç içerisinde kendi çapımda HIV/AIDS hakkında araştırma yapmıştım. Doktorumuz "bu hastalıkla ilgili bir dernek var, orda ki insanlar daha bilgili ve tecrübeli. Onlardan daha sağlıklı bilgiler, aynı zamanda psikolojik destek bile alırsınız" demişti.

Bize telefon numarası verdi. Eve gelir gelmez aradım. Hepimizin tanıdığı Arzu Kaykı çıktı telefona. Bana ilk söylediği şey; "bu artık korkulacak bir hastalık değil, çocuk sahibi bile olabilir". Bu beni çok rahatlatmıştı.

Bana ertesi güne randevu verdi. Kardeşime gel beraber gidelim dedim ama gelmek istemedi, ben yalnız gittim. Derneğin önüne geldiğimde içimde çok garip bir umut ışığı hissettim. Sanki burada ki insanların elinde sihirli değnek varmış gibi şimdi içeri gireceğim bir anda her şey eskisi gibi olacak, böyle bir şey başımıza geldi fakat içerde ki insanlar bunu şimdi çözecekler her şey geçmişte kalacak ve biz bunu kötü bir anı olarak yaşamış olacaktık. Garip ama böyle hissettim.

Zili çaldım kapı açıldı. Çok güler yüzle karşılandım. O gün yoğun olmasına rağmen bana zaman ayırmışlardı. Biz küçük bir odaya geçtik. Benimle hastalıkla ilgili bilmemiz gereken tüm bilgileri söyledi. Bundan sonra ne yapmalıyız, kısacası her şeyi anlattı. Fakat bunları anlatırken çok rahat ve basit bir hastalıkmış gibi anlatıyordu.

Anlattığı hastalık HIV/AIDS... Ama bu da bir hastalık işte, korkulacak bir şey yok, rahat olun. Tıpkı şeker ve tansiyon hastaları gibi yapmanız gereken her gün ilaç kullanmak. Artık HIV/AIDS'den kimse ölmüyor.

HIV/AIDS hakkında olumlu olumsuz her şeyi öğrendim. Artık iyice bilinçlenmiş, kafamdaki kötü düşünceleri atmıştım. Bir anda kendimi hafiflemiş hissettim. Çok iyi geldi bu görüşme. İyi ki böyle bir derneğimiz var.

Derneğe gelmeden önce çalışanların, oraya gelen herkesin HIV pozitif olduğunu düşünmüştüm. Aslında öyle bir şey yok. Benim gibi bir sebepten yada duyarlı insanlar tarafından gönüllü olup bir çok çalışan insan varmış.

Bende gönüllü olmak istedim. Hatta o gün Arzu bana ilk gönüllü işimi vermişti. Daha sonrada üye oldum.

Orda olmak bana güç veriyor. Yalnız olmadığımızı hissediyorum. Destek olmak, elimden geldiğince yardımcı olmak beni çok huzurlu ve mutlu ediyor.

Derneğe gittikçe orada ki seminerlerden, toplantılardan sürekli bir şeyler öğrendim. Bu da benim hem fiziksel, hem ruhsal, hem de sosyal acıdan güçlenmemi sağladı. Bütün bunları kardeşimle sürekli paylaştım. Derneğe gelmedi, ama ben Derneğin varlığını sürekli hatırlattım. "Bizim böyle bir Derneğimiz var, çok şanslıyız. Başka hastaların böyle şansları bile yok, bizim yardıma, bilgilenmeye ihtiyacımız var" diye söylesem de sadece iki defa geldi. Bir daha da gelmedi.

Dernek daha çok hatırlattığı için gelmek istemediğini söyledi. Benimle bile hastane günlerimizde görüşüyor. Çünkü ben biliyorum, beni gördüğü zaman aklına HIV geliyor. Strese giriyor. Onu üzmek istemiyorum.

Canımdan çok değerli, kıyamadığım kardeşimi çok ama çok seviyorum. Buna kelimeler yetersiz kalır...

Artık eskisi gibi çok aramıyorum, üzerine gitmiyorum. O yolunu çizmiş. Onun içinde başka bir dünya, başka bir hayat var. İkimiz acılarımızı içimize gömdük. Bir araya geldiğimizde, artık ben HIV/AIDS ilgili konuşmuyorum. Ancak kendisi konuşmak isterse konuşuyoruz.

HIV ile yaşayan insanları neden damgalıyorlar, neden ayrımcılık yapıyorlar? Toplumumuz bu kadar acımasız olamaz diyorum, ama maalesef durum bunu gösteriyor. Bizim halkımız yargılamayı çok seviyor.

Bütün hastalıklar konuşuluyor hiç gizlenmeden. Fakat HIV/AIDS konuşulmuyor. Bu da bir hastalık değil mi? Hastalık, hem de kronik bir hastalık. Korkulacak bir durum yok.

Sanırım bunu yine bizler yapıyoruz. Biz gizliyoruz. Bu hastalık çıktığı günden bu güne gizli tutulmayıp herkes konuşmuş olsaydı belki de bugün bu ayrımcılık, damgalanma ve tabu denen şey ortadan kalkacaktı.

Şunu belirtmek istiyorum ki, ben hiçbir şeyden ümitsiz değilim. Hiçbir şey hayatın sonu değil. Yarın ne olacağı da belli değil.

Uzun lafın kısası, aslında geçen bu zaman içinde hayattan çok şey öğrenmiştim.

Hayat paylaşabiliyorsak güzel, öyle değil mi?

Pozitif Abla...

Haziran/2009





Copyright © 2010, Pozitif Yasam Derneği    powered by: minduce
home iletisim