Pozitif Yaşam Derneği
Onu HIV degil Ayrimcilik öldürdü

ACİL SERVİSE, YOĞUN BAKIMA KABUL EDİLMEDİKLERİ İÇİN HAYATINI KAYBEDEN HIV+’LER VAR.

Onu AIDS değil, ayrımcılık öldürdü! 1 Aralık 2007 / Yeni Aktüel  Semin Gümüşel'in haberi  

1 Aralık, Dünya AIDS Günü… Tıptaki gelişmeler sayesinde, doğru tedaviyle artık bu hastalıktan ölümler azalıyor. Fakat tıp mucizesi ilaçlara rağmen şimdi de toplumsal baskı, psikolojik etkenler, kimi hastanelerde rastlanan ayrımcılık ölüme sebebiyet veriyor! Gül Bayram da bu kaderi yaşayanlardan… Kızı Deniz Bayram, kimliklerinin açıklanmasından korktukları için haklarını arayamayan ve ayrımcılığa uğrayan tüm HIV+ hastaları için annesinin son günlerini, yaşadıklarını ilk ve son kez Yeni Aktüel’e anlattı.

Yazı: SEMİN GÜMÜŞEL

semingumusel@merkezdergi.com.tr

Fotoğraflar: CAN ESENTAŞ


* HIV’le ne zaman tanıştınız?

Sanırım 11 yıl önce… Annem tüberküloz olmuştu. Neden iyileşmiyor diye yapılan kan testleri sonucu HIV virüsü taşıdığı görüldü. O zaman 50 yaşındaydı.

* Nasıl almış virüsü?

- 20 yıl önce 9 Eylül Üniversitesi’nde çok ciddi bir kol ameliyatı geçirmişti. Orada kan aldı. Bir de büyük bir diş çekimi olmuştu. O iki ameliyat sırasında olabilir diye düşündük. Yoksa annem tek eşli biriydi. Babamı beyin kanamasından kaybetmiştik. Hatta babamın gizli bir ilişkisi mi vardı acaba, diye bile konuştuk. İnanın 10 sene sonra bile hâlâ bunu düşünüyordu, nereden, nasıl oldu diye…

* HIV’le 10 sene nasıl geçti?

- Durumu sadece teyzemler bilir, ailemin çoğu bilmez. Önce ilaçlarını almaya başladı; alkol, sigara kullanmadı. Tedaviye cevap verdi, tüberkülozu yendi. Kilo almaya başladı, hayata döndü. Kuşadası’nda teknemiz var, orada tur yapıyordu. Çok hayat doluydu, neşeliydi, şarkılar söylerdi. Unutmaya çalıştı herhalde o virüsü taşıdığını… Ama virüsün varlığı annemi çok rahatsız ediyordu. Çok hassastı. İlk zamanlar, teyzemler anneme balık ayıklatmak, ıspanak doğratmak istemezlerdi. Sonra zamanla hepimiz bilgilendik. Ben hastaneden, internetten, kitaplardan pek çok şey öğrendim. Zamanla her şeyi yapmaya başladı. Zaten kendisi de çok dikkatliydi. Bir yeri kesilse asla bize dokundurtmazdı. Yine de bu toplumsal baskı çok ciddi bir şey! Zamanla çok alıngan oldu. Bu hastalığı yendiğine inanıyordu ama  sinir sistemini fazla yıprattı.

* Başka HIV +’lerle bir araya geldi mi hiç?

- Hayır… Hep kaçtı, öyle değilmiş gibi yaşamayı seçti. Hastaneye gidip geldikten sonra  psikolojisi bozuluyordu. Hepimizle kavga ediyordu. Arada test yaptırmaya gidiyorduk, bu da onu rahatsız ediyordu. “Korkmayın, benden size bir şey geçmez. Zaten terk edeceğim burayı” gibi şeyler söylüyordu… HIV’le ilgili şeyler duymak, görmek de istemezdi. Dünya AIDS Günü’nde televizyonlarda çıkan programları, haberleri görünce sinirleri çok bozulurdu, kıpkırmızı olurdu. Bu konuyu işleyen filmleri izlemek istemedi hiç. Son zamanlarda televizyonlarda Kızılay’dan aldığı kanla HIV virüsü almış küçük çocukları gördükçe, “Çocukta bile var. Ben ne yapabilirdim ki” diyordu. Sonra birdenbire hastalandı zaten. Rahim ağzı kanserine yakalandı.

* Hastalık nasıl ortaya çıktı?

- Kanaması varmış, benden gizliyormuş. Hastaneye gitmeyi uzun süre reddetti. Sonuçta mecbur kaldı, test yaptırdı. Sonra yine ihmal etti, parça aldırmayı bir ay kadar geciktirdi. Hastane psikolojisi ona iyi gelmiyordu. Parça sonucu geldikten sonra da bir ay hastaneye gitmedi. İki ay sonra hastaneye gittiğinde artık başlangıç aşaması geçmişti. Zaten ondan sonraki dönemde yaşadıklarımız korkunç! Hatta bir gün hastaneden kaçtı, zor yakaladık.

  “Benim dosyama bile ‘Anne HIV+’ yazdılar!”

 * Anneniz neden hastaneye gitmek istemiyordu?

 Kadın hastalıkları servisine parça aldırmaya gittik. İlk başta “Teyzeciğim, hoş geldiniz “ dediler ama ardından üzerinde HIV + yazan dosyayı gördüler. Bir anda personel herkesin ortasında birine seslenerek “Doktor Hanım, şey ııııı şey…” deyip kaş göz işaretleri yaptı. Böyle bir şey olduğunda o da yerle bir oluyordu. Bizi en son sıraya aldılar. Zaten korkan, hassas annemle saatlerce bekledik. Annemin ilk geciktirmesi işte böyle başladı. Bütün gün bekledik ama o gün işlem yapılmadı. Ertesi gün aradılar ama annemi oraya götürmek artık imkânsızdı! Onu ancak günler sonra bende de kanama olup poliplerin alınmasına karar verilince ikna edebildim. Kendim için tekrar muayeneye gittiğimde, dosyamda “Anne HIV+” diye yazıyordu. Benim dosyamda bunun ne işi olduğunu hâlâ anlayamadım. Annem artık ameliyat edilemez aşamadaydı ama yine de bir umut vardı. Midesinde problemlerle kâbus başladı.

* Yaşadıklarınızı anlatır mısınız?

- Neden günlerce kustuğu anlaşılamıyordu. Gastroenterolojide anneme endoskopi yapılacaktı. Annem durmadan kusuyor. Elimizde bir poşet! Poşeti atıyorum, yere kusuyor. Sabah saat 8’de oraya gittik. Zor tutuyorum annemi… Kapıda bir sürü insan var. Annem o kadar halsiz ki! Sıramız geldi. Annemin dosyasını alan kişi birden sesleniyor: “Doktor Hanım biliyorsunuz değil mi bu hasta HIV+” diye… Bağıra çağıra… Annem orada düşüyor. Son sıraya atılıyoruz yine. O sırayı kaçırırsak, kim bilir ne zaman gireriz diye korktuğumuz için oradan ayrılamıyoruz da. Muhtacız sonuçta. Annem o halde, saatlerce bekledik, işlem ertesi gün yapıldı. Bir seferinde de, kadın hastalıkları servisinde annemi ameliyat edecek iki doktor aya çıkan astronot gibi görünüyordu. Kocaman gözlükler, üç- dört eldiven üst üste, kat kat giyinmişlerdi. Oysa annem birazdan uyutulacaktı zaten, ona o halde görünmelerine ne gerek vardı ki! Tabii ki tedbir alınsın ama hasta psikolojisi diye bir şey var. Bunlar çok incitici oluyor!

* Her serviste yaşadınız mı benzer şeyleri?

- Evet, intaniye servisi dışında işimiz olan her serviste bekletildi annem, HIV + olduğu herkesin ortasında ifade edildi, farklı muamele gördü. Radyoloji de başka bir kâbustu!  Böbrek yetmezliği başlamıştı, böbreklerine tel takılması lazımdı. Ultrasona girmesi gerekiyordu. Dosyasında HIV + yazdığı için sıra bize geldiğinde, doktorun bir anda başka serviste çok acil bir ameliyatı çıktı. Annem tekerlekli sandalyede, duramıyor… Oradaki asistan olduğunu sandığım kişiyle tartıştım “Yapacak hiçbir şey yok. Git, kime şikâyet edersen et” dedi bana. Annemi orada ölüme terk ettiler. Ultrason iki gün sonra, çok uğraşan bir hastabakıcı sayesinde çekildi.

  “Annem daha 20 yıl yaşayabilirdi!”

 * Peki durumunda düzelme oldu mu?

- Hayır, artık sürekli olarak yatıyordu. Işın verelim, dediler. Başka bir hoca “Hiçbir şey yapmayalım, nasılsa artık akıbeti belli…” dedi. Böyle söylüyorlardı yüzüme! Ben artık alışmış, katılaşmıştım! Annemin orada yaşadıklarını görmek, bana “Annen ölecek” demelerinden daha ağır geliyordu. En kötü olayı onkolojide yaşadık. Onkolojide ışın tedavisi görecek hastaların eline kocaman bir fiş veriliyor. O fişin üzerine de çok büyük harflerle HIV+ diye yazmışlardı. İnanın üç metre uzaktakiler görebiliyordu. O durumdaki biri için bunlar o kadar kritik ki! O dosyayı gören, servise vampir gelmiş gibi davranıyor. Ancak üç defa ışın alabildi. 18 Ağustos 2007’de kaybettik annemi. Son kalp masajı yapılırken, annem ölürken bile hâlâ “Bu hasta HIV+’li” diye bağırıyordu doktor. Oysa sadece kalbi durdu, kan fışkırmadı ki! Hastalıkla yaşayan insanlar sindikçe, bu şekilde davrananlar da her zaman olacak! Benim annem bunları yaşadı, başkaları da yaşasın istemiyorum. Hele hele burası bir köyün sağlık ocağı değil ki; Ege Üniversitesi! Çok kez başhekime çıkmak istedim ama annem hastanede kendisine daha da kötü davranılmasından korktuğundan engelledi beni.

* Annenizin HIV + olduğu için gerektiği gibi tedavi görmediğini mi düşünüyorsunuz?

- Evet, ama kendi servisinde değil. Aynı sorunu yaşayan pek çok hasta var.

* Bu süreçte annenize iyi gelen herhangi bir şey oldu mu?

- Sadece kendi servisindekiler anneme kendini çok iyi hissettiriyorlardı. Zaten oraya dönünce, “Evimize geldik” diyorduk. Normalde kanser hastaları için bile moral çok önemli… Hele hem HIV+ hem de kansersen… Vefatından sonra annemin doktorlarından biri şöyle dedi: “Eğer smear testinden sonra parça gecikmemiş ve rahmi alınmış olsaydı, şu an yurtdışından gelen ilaçlarla annenizin daha 20 yılı vardı.” Bu kadar kesin! Tabii ki bütün suç hastanede değil. Annemin korkularının üzerine hastanenin damgalamaları tuz, biber oldu.

  “SORUN ÇOK DAHA BÜYÜK BOYUTTA!”

 Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları Bölümü’nden Prof. Dr. Deniz Gökengin, HIV alanındaki yoğun çalışmalarıyla tanınıyor. Prof. Gökengin’e HIV + kişilerin maruz kaldıkları ayrımcılığı sorduk:

“HIV + kişilerin, Türkiye’nin her yerinde, benzer sorunlarla ve hatta çok daha fazlasıyla karşılaşabiliyor. Örneğin yoğun bakımlara kabul edilmeyen, ‘servisimizde yer yok’ denerek alınmayan, ameliyat edilmeyen hastalarla da karşılaşıyoruz. Zaman zaman bu nedenle kaybettiğimiz hastalarımız da oluyor. Sorun çok daha büyük boyutta! Mesela HIV+ bir hastanın küçük bir çıbanını aldırmak için günlerce operasyon yapacak doktor aradığımız oldu. Dişçiden jinekoloğa kadar her türlü tıbbi temas sorun olabiliyor. Mesela İstanbul’da bir hasta bir diş hekimliği tedavisi sırasında, kişiliğine, kökenine dair çok ağır hakaretlerle karşı karşıya kaldı. Sperm yıkama metoduyla çocuk sahibi olmak isteyen bir hasta için jinekolog bulmak da sorun olmuştu. Sorunun eğitimi ”





Copyright © 2010, Pozitif Yasam Derneği    powered by: minduce
home iletisim