Pozitif Yaşam Derneği » Genel

Ankara Destek Merkezi – Hak İhlalleri Rapor 1

İnsan hakları hukukunda, mevcut hak ihlallerini önlemenin ilk adımı hak ihlallerini ortaya koymaktır.

İhlalleri ortaya koymanın en etkili yolu ise ihlalleri raporlamaktır.

Aksi takdirde raporlanıp ortaya koyulmayan hak ihlallerini engellemek imkansız bir hal alacaktır.

İnsan hakları hukukundaki vakaları kimi zaman ortaya koymak veya dava konusu etmek oldukça zor olsa da, mevcut ihlallerin önüne geçmek için atılması gereken ilk adım ihlallerin raporlanması olmalıdır. Pozitif Yaşam Derneği Ankara Destek Merkezi’nde faaliyete başladığımız ilk aydan itibaren Ankara ve çevre illerden gelen başvurular neticesinde tespit ettiğimiz hak ihlallerini raporlama konusunda özen gösteriyoruz.

Yaklaşık 40 yıllık geçmişi olan HIV hakkında bugün kesin ve net bilgi sahibi olma imkânımız var, ancak bulaş yolları ile ilgili bilgi eksikliğinden kaynaklanan endişeler sonucu, HIV ile yaşayan bireyler ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Çalışmaya başladığımız günden beri HIV ile yaşayan bireylerin temel insan haklarının ihlal edildiğini görüyoruz. Raporladığımız hak ihallerinin başında ise %40 oranla mahremiyet hakkı ihlali yani özel hayatın gizliğiliğinin ihlali geliyor. Mahremiyet hakkının ihlali kişilerin HIV statülerinin kendi bilgilerinin dışında başkalarıyla paylaşılmasıyla başlıyor ve çalışma hakkı, tedaviye erişim hakkı, eğitim hakkı gibi ihlalleri de beraberinde getiriyor.

Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz. (Anayasa Madde 20)

Belirtmek gerekirse, sağlık verisi bir kişisel veridir. Kişisel Verilerin Korunması Kanununda özellikle belirtilmiş olan sağlık bilgisi, hekim ile hasta arasında mahremiyet kuralı çerçevesinde kalmalıdır. Hasta hakları yönetmeliği, İnsan Hakları Biyotıp Sözleşmesi, Tıbbi Deontoloji Etiği ve başka birçok uluslararası sözleşmede mahremiyet konusunda önemli düzenlemeler yapılmıştır. Bu mevzuatın sağlık çalışanları tarafından çok iyi bilinmesi ve özenle uygulanması, kişilerin hak kaybına uğramaması açısından ciddi bir gerekliliktir.

Hastanede HIV ile yaşayan bir kişinin kan alma işlemi sırasında hemşirelerin virüsün hava yolu ile bulaşmadığını bilmemesinden dolayı N95 maske takarak kişiden kan alması, kan veren HIV pozitif bireye kendini kötü hissettirmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır. Toplum genelinde HIV ile ilgili bilgi eksikliği, HIV ile yaşayanlar bireylere karşı tutum ve davranışlarda büyük farklılıklar yaratmaktadır. Ayrımcı ve dışlayıcı davranışlar HIV ile yaşayan insanları toplumdan uzaklaştırmakta ve onlara ciddi zararlar vermektedir.

İşverenlerin de bu konuda bilgi eksiği olduğunu söylemek mümkün. Merkezimize başvuran danışanlarımızdan birçoğu iş hayatında HIV statüsü yüzünden problem yaşamış veya böyle problemler yaşamaktan endişe etmektedir. Halbuki askerlik hariç hiçbir meslekte HIV statüsünün bir önemi yoktur. Bu bilginin yaygınlaşması işverenlerin tüm çalışan bireyler için eşitlikçi bir anlayış geliştirmesine olanak sağlayacaktır.

Yukarıda bahsedildiği gibi HIV ile yaşayan bireylerin önündeki en zorlu engel önyargılar ve buna bağlı olarak uygulanan ayrımcılıktır. Ayrımcılığın ortadan kaldırılmasının tek yolu ise öncelikle hak ihlallerini ortaya koymak, sebeplerini ortaya çıkarmak ve çözüme ulaştırmaktır. Bu yolda bir adım atmak amacıyla Pozitif Yaşam Derneği Ankara Destek Merkezi olarak 2020 yılının ilk hak ihlalleri raporunu hazırladık, raporun ayrıntılarına göz atmak için buraya tıklayabilirsiniz.

 

KORONA GÜNLERİNDE MUTFAK ALIŞVERİŞİ, BESLENME ve DİYET

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, virüsün bulaşmasını engelleyen hiçbir gıda veya gıda takviyesi yoktur. Ancak, yeterli önlemleri almamıza rağmen virüsle karşılaşmamız durumunda, güçlü bir bağışıklık sistemi hastalığı daha hafif atlatmamızı sağlayacaktır. Bağışıklık sistemini güçlü tutmanın en önemli bileşenleri ise; sağlıklı beslenmek, fiziksel olarak aktif olmak ve düzenli uykudur.

Söz konusu bağışıklık sistemini güçlendirmek olunca hemen her yerde; A, D, E ve C vitamini, çinko, selenyum ve omega-3 gibi besin öğeleri ile prebiyotik-probiyotiklerin tüketiminden bahsedildiğini görürüz. Bu besin öğelerini, vücudumuzda eksikliği biyokimyasal testlerle gösterilmeden tablet ya da başka formlarda kullanmak toksik alıma neden olabilir. Bu yüzden en doğru yöntem; mevsimine uygun, ihtiyacımız kadar ve çeşitliliği sağlayacak şekilde beslenmektir. Örneğin sağlıklı bir öğün planı yaparken, ana öğünlerimizde tabağımızın bir çeyreği sebzelerden, diğer çeyreği tam tahıl ürünlerinden ve kalan yarısının eşit üç parça halinde meyvelerden, yüksek proteinli gıdalardan (kurubaklagiller, et, yumurta, balık, tavuk, yağlı tohumlar, vb.) ve süt ürünlerinden (süt, yoğurt, ayran, peynir vb.) oluşması önerilmektedir. 

Sosyal izolasyon gereği raf ömrü uzun ve dayanıklı gıdaları alarak mutfak alışverişimizi olabildiğince seyrek yapmaya çalışırken aldığımız gıdaların besleyici yani; protein, lif, vitamin, mineral ve antioksidanlardan zengin gıdalar olmasına da dikkat etmemiz gerekmektedir. Tek başına hiçbir gıdanın yeterli olmayacağı gibi koşa koşa depoladığımız makarnalar da tek başlarına yeterli besleyiciliğe sahip değillerdir. 

Meyve ve sebzelerin bir çoğu, uzun sure dayanan gıdalar olmasa da C vitamini ve lif içerikleri nedeniyle her öğünümüzde yer alması gerekmektedir. Bu mevsimde bulunabilecek sebzeler; karnabahar, lahana, ıspanak, brokoli, biber, turp, havuç, patatestir. Elma, armut, greyfurt, portakal, kivi ve muz da bulunabilecek meyvelerdir. Sarı-turuncu renkli sebze ve meyveler A vitamini içeriği yüksek gıdalardır ve beslenmemizde yer almaları bu yüzden önemlidir. Yeşilliklerin yanısıra uzun süre dayanan sebzelerden olan havuç, turp, mor lahana ile salatalarımızı çeşitlendirebiliriz. Öte yandan salatalarımıza limon sıkarak C vitamini alımımızı arttırırken sirke ekleyerek de probiyotik alımımızı arttırabiliriz.

Taze sebzelerin yanısıra domates, patlıcan, bamya gibi kurutulmuş sebzeler ile kayısı, üzüm, incir gibi kuru meyvelere de beslenmemizde yer verebiliriz.

Bağışıklık sistemimizi oluşturan hücrelerimiz protein yapıda olduklarından yeterli protein tüketimi de çok önemlidir. Kaliteli protein kaynağı olarak yumurta ve peynir nispeten uzun ömürlü gıdalardır. Sağlıklı kişiler, her gün 1 haşlanmış yumurta ve 1-2 kibrit kutusu kadar çok tuzlu olmayan peynirlerden rahatlıkla tüketilebilir. Hem protein hem de omega-3 kaynağı olması nedeniyle haftada 2 kez tüketilmesi önerilen balığın ise tazesini bulup tüketmek zor olacağından dondurulmuş balıkları veya konserve ton balığını evde bulundurabiliriz. Dondurulmuş balıkları kızartmadan fırında pişirerek, konserve edilmiş olanları ise yağını süzerek tüketmek unutulmaması gereken noktalardır. 

Kurubaklagiller (nohut, kuru fasulye, mercimek, barbunya, kuru börülce) hem raf ömürlerinin uzun olması hem de protein içerikleri nedeniyle önemlidirler. Tek başlarına yemekleri ve çorbaları yapılabildiği gibi et ve sebze yemeklerine rahatlıkla eklenebilirler. Ayrıca kuru fasulyeden ve kuru börülceden yapılacak zeytinyağlı, sirkeli, soğan-sarımsaklı salatalar oldukça besleyicilerdir. Kuru baklagillerin bir diğer önemi vegan ve vejetaryenlerin tüketebildikleri temel protein kaynağı olmalarıdır.

Süt-yoğurt grubundan ise UHT sütler uzun süre dayanıklılığı ile genellikle ilk tercih edilen olsa da yoğurt ve kefir tüketimi de prebiyotik içerikleri nedeniyle önemlidir. Probiyotikle zenginleştirilenleri de tüketilebilir.

Sağlıklı yağ tüketimi için yemeklerimizde ve salatalarımızda zeytinyağını tercih etmeliyiz. Ayrıca avokado ve keten tohumu da sağlıklı yağ tüketimimizi destekleyecek gıdalardır. Badem, ceviz, fındık, yer fıstığı gibi kuru yemişler hem E vitamini hem de çinko, magnezyum, selenyum gibi mineral içerikleriyle günde 1 avucu geçmeyecek kadar tüketilmesi gereken gıdalardır. 

Vücudumuzda güneş ışığı varlığında üretilen D vitamini için ise balkon ve pencerelerden güneş ışığı ile arada cam olmadan direkt olarak temas etmemiz gerekmektedir. Günlük 15-20 dakika yeterli olacaktır. 

Su tüketimi vücudumuzdaki tüm süreçlerin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için önemlidir. Ortalama 2 litre kadar yani 8-10 bardak kadar su tüketmeliyiz. Sade su içmekte zorlananlar limon ve elma dilimleri, kabuk tarçın ile suyu doğal yollarla aromalandırabilirler. Bu noktada unutulmaması gereken çay ve kahve tüketiminin su yerine geçmediği, hatta çay ve kahve tüketimi arttıkça içmemiz gereken su miktarının daha da arttığıdır. 

Sağlığımız için tüketimini sınırlamamız gereken gıdalar da vardır. Bunlar şeker ve şekerli yiyecekler-içecekler, gazlı içecekler (kola, gazoz), hazır meyve suları, aromalı maden suları, beyaz ekmek ve beyaz undan yapılmış her türlü hamur işleri, aşırı tuz içeren gıdalar (hazır soslar, cips, tuzlu kraker ve tuzlu bisküviler), işlenmiş etler (salam, sosis, sucuk) ve aşırı yağlı yiyeceklerdir (krema, kaymak, mayonez). Ayrıca enerji içeriklerinin yüksek olması ve bağırsaklarımızda vitamin-mineral emilimini olumsuz etkilediği için alkol de tüketilmemelidir.

Bu dönemde hem şok diyetler yapılarak zayıflamaya çalışılmamalı hem de ihtiyaçtan fazlası tüketilerek kilo alınmamalıdır. Bilinçsizce yapılan düşük kalorili diyetler yeterli ve dengeli beslenmemizi engelleyerek bağışıklık sistemimizi de zayıflatacaktır. Öte yandan bağışıklık sistemini güçlendirdiği düşünülerek belli gıdaların fazla tüketimi de dengeli beslenmeden uzaklaşmamıza ve fazla enerji alımıyla beraber, evde kaldığımız ve fiziksel aktivitemizin azaldığı bugünlerde kilo alımına neden olacaktır.

 

Dyt. Osman KARABOĞA

Pozitif Yaşam Derneği Ankara Destek Merkezi Açıldı!

Pozitif Yaşam Derneği olarak, 2005 yılından bugüne HIV ile yaşayan bireylere, yakınlarına ve risk gruplarına konu ile ilgili doğru ve güncel bilgi vermek, ihtiyaçlarına yönelik desteğe kolayca ulaşmalarını sağlamak ve hakları konusunda bilgilendirmede bulunmak için şimdi Ankara’dayız!

Ankara Destek Merkezi faaliyetleriyle ilgili bilgi almak için bizi aramayı unutmayın!

“HIV ile Yaşayan Bireylere Verilen Destek Hizmetlerinin Yaygınlaştırılması” Projesi, Avrupa Sivil Koruma ve İnsani Yardım Operasyonları (ECHO) ve Federal Alman Ekonomik İş birliği ve Kalkınma Bakanlığı (BMZ) eş finansal desteği ile yürütülmektedir. Destek merkezi kapsamında HIV ile yaşayan kişilerin ihtiyaçlarına yönelik akran danışmanlığı, vaka yönetimi, psikolojik danışmanlık ve hukuki danışmanlık hizmetleri verilmektedir. Destek merkezinde koruma sorumlusu, psikolojik danışman, hukuki danışman ve idari personel çalışmaktadır.

10 Aralık 2019’da Kırıkkale Üniversitesi Tıp Fakültesi’ndeydik!

Pozitif Yaşam Derneği olarak 10 Aralık 2019’da Kırıkkale Tıp Fakültesi Bilimsel Araştırma Topluluğu’nun davetlisi olarak 1 Aralık Dünya AIDS Farkındalık Günü kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte yer aldık. Tıp Fakültesi öğrencileri ile HIV/AIDS hakkında bilinen doğru ve yanlışlar, toplumdaki HIV damgalaması ve damgalamayla mücadele yöntemleri üzerine konuştuk. HIV ile yaşayanların sağlık hizmetlerine erişimlerinin kolaylaştırılması ve sağlık çalışanlarının HIV ile yaşayanlara yönelik ayrımcı tutumlarının önlenebilmesi adına hekim adaylarıyla bir araya geldiğimiz tüm etkinlikleri çok değerli buluyoruz.

 

 

CŞMD ve SGYD’nin 1 Aralık Dünya AIDS Günü’ndeki Çok Tartışılan Twitter Paylaşımına Yönelik Ortak Basın Açıklaması

“Kamuoyunun dikkatine,

01 Aralık 2019 tarihinde Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği ve Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği olarak ortak şekilde paylaştığımız ‘HIV Statümü Paylaşmak Zorunda Değilim’ postu sosyal medyada yoğun bir biçimde olumlu, olumsuz tepki aldı.  Bu geri bildirim ve paylaşımlar bizlere Türkiye’de HIV konusundaki tartışmaların ve çalışmaların ne kadar önemli ve gerekli olduğunu bir defa daha kanıtladı.

Söz konusu Twitter postu:

Her yıl 1 Aralık Dünya AIDS Günü’nde, HIV ve AIDS ile ilgili doğru bilgilere erişmenin, güvenli davranışların yollarını bilmenin önemi vurgulanır. HIV ile yaşayan bireylerin maruz bırakıldıkları ayrımcılık ve damgalamaya dikkat çekilir. Bu açıdan 1 Aralık, HIV ile yaşayan insanlarla dayanışma ve toplumdaki HIVfobi ile mücadele açısından önemli bir gündür. 

“HIV statümü paylaşmak zorunda değilim” paylaşımına gelen yorumlarda sıklıkla karşı karşıya kaldığımız “HIV+ bireylerin bilerek ve isteyerek, gizleme ya da zorlama yoluyla karşısındaki insanlara HIV bulaştıracağı” ve benzeri varsayımlar; HIV+ bireylerin toplumda maruz bırakıldığı ötekileştirmeye, suçlanmaya ve hedef gösterilmeye birer örnektir. Bu örnekler HIV statüsünün paylaşılmasının önündeki engelleri de gözler önüne sermektedir. Açılan bu tartışma alanı ile HIV+ bireylere yönelik önyargı ve ayrımcılığın da gözden geçirilmesini umut ediyoruz. 

HIV ve AIDS aynı mıdır?: HIV, (Human Immunodeficiency Virus/İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) bağışıklık sistemini etkileyen bir enfeksiyon etkenidir. AIDS ise, (Acquired Immune Deficiency Syndrome/Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu) HIV’in tedavi ile baskılanmadığı durumda, ortalama 2-12 yıl içinde vücudun bağışıklık sisteminin savunma işlevini yerine getirmemesi sonucunda, kişinin diğer enfeksiyon ve hastalıklara açık hale gelmesiyle birlikte gelişen bir hastalıklar tablosudur.

Nasıl bulaşır?: HIV ve AIDS’e dair yanlış bilinen temel noktalardan birisi de, HIV bulaşının nasıl gerçekleşeceği konusudur. Kan, meni sıvısı, vajinal sıvı ve anne sütü bulaşın gerçekleşebileceği vücut sıvılarıdır. Bulaş yolları ortak enjektör kullanımı, güvenli olmayan  kan, kan ürünleri ve organ nakli, korunmasız cinsel ilişki ve gebeden bebeğe geçiştir. Bu yollar dışındaki hiçbir yol ve temas virüs bulaşına sebep olmaz. 

Tedavisi var mı?: HIV bilinenin aksine, tedavisi bulunan bir enfeksiyondur. HIV ile yaşayan kişiler düzenli ilaç tedavisine ve tıbbi kontrollerine devam ettikleri sürece sağlıklı şekilde hayatlarına devam edebilirler. Geçtiğimiz yıllarda yapılan partner araştırmaları sonuçları HIV tedavisi ile enfeksiyonu kontrol altına almanın virüsün partnerler arasında geçişini durdurduğunu göstermektedir. Tüm dünyada Belirlenemeyen = Bulaştırmayan olarak tanımlanan bu bilgiyi en kısa şekilde tedavi alan kişilerin cinsel partnerlerine virüsü bulaştırmadıkları olarak aktarabiliriz. Tedavi, HIV ile yaşayan bireylerin ebeveyn olabilmelerini, virüs taşımayan çocuk sahibi olabilmelerini, hayatlarına virüsü başkalarına bulaştırma korkusu olmadan yaşayabilmelerini ve HIV taşımayan bir bireyle tamamen aynı yaşam süresini sağlar. Diğer bazı virüs türleri gibi HIV vücuttan tamamiyle uzaklaştırılamadığı için tedavinin sürekliliği temel yaklaşımdır. HIV+ kişiler sağlıklıdır ama toplumda sağlıksız olarak değerlendirilmeye devam edilmektedirler. HIV statüsünü bilen kişilerin çok büyük bir kısmı tedavi almaktadır. HIV kontrol programlarına bakıldığında, asıl risk oluşturan faktör HIV statüsünü bilmemektir.

Nasıl korunulur?: HIV’in tüm bulaş yolları için erişilebilir korunma yöntemleri bulunmaktadır. Virüsün cinsel yolla bulaşını engellemenin en kolay yöntemi kondom kullanımıdır. Kan ve kan ürünleriyle virüsün geçişini engellemek için de Kızılay tarafından tüm kan ve kan ürünleri HIV ve birçok enfeksiyon etkeni açısından hassasiyetle taranmaktadır. HIV’in gebeden bebeğe doğrudan geçişi ise HIV tedavisi, emzirmeyi durdurma ve yenidoğan için önleyici tedavilerle engellenebilmektedir. Son yıllarda temas öncesi ve sonrası önleyici medikal tedavilerde kullanılmaya başlanmış olmakla birlikte temas öncesi önleyici tedavi ülkemizde erişimi mümkün değilken temas sonrası önleyici tedavi özellikle cinsel şiddet mağdurları ve sağlık profesyonelleri için devlet güvencesi kapsamında ücretsizdir. Doğru kullanılan kondom, kişileri hem HIV’den, hem diğer cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan, hem de istenmeyen gebelikten korur. Kişilerin cinsel ilişkide kendilerini olası risklere karşı koruması için kondom kullanması gerekir. Korunmak ve sağlığını korumak kişinin kendi sorumluluğudur. Kişinin sağlığının sorumluluğunu alabilmesi için doğru bilgiye ve korunma yöntemlerine erişebilmesi, partneri ile açık iletişim kurabiliyor olması gerekmektedir. HIV statüsünden bağımsız olarak güvenli bir ilişki, kişilerin sağlık durumları hakkında bilgi sahibi olduğu, açık iletişim kurabildikleri ve onaya dayalı ilişkilerdir. HIV+ bireyler cinsel partnerlerine statülerini söylemek zorunda bırakılamazlar. Statüsünü paylaşmak istemeyen bir kişiyle cinsel birliktelik yaşarken kondom kullanmak veya kullanmamak, cinsel birliktelik yaşamak ya da yaşamamak partnerlerin kendi kararıdır. 

HIV ve AIDS’e dair bilgi eksikliği bu konudaki önyargıları beslemekte ve HIV’i üzerine konuşulması zor bir konu haline getirmektedir. Hepimizin bildiği üzere eşitsizlikler kişiler arasındaki güç dengelerini etkilemektedir. Günümüzde yaşanan eşitsizlikler HIV ile yaşayan bireylerin statülerini paylaşmalarının önünde engel oluşturmaktadır.  Araştırmalar gösteriyor ki HIV’in kontrol edilebilmesi ve önlenmesi için partnerler arasındaki iletişimin güçlenmesi ve bu konudaki destek mekanizmalarının artırılmasına yönelik programlar etkili olmaktadır. Buna rağmen, bir araştırma hala partnerlerin büyük çoğunluğunun fiziksel şiddet, cinsel şiddet, sözlü taciz gibi pek çok olumsuz sonuç nedeniyle HIV statüsünü açıklayamadığını gösteriyor. Olumsuz sonuç ve engellerin ortadan kalktığı durumlarda HIV ile yaşayan bireylerin statüsünü paylaşmaları kolaylaşabilir. 

HIV statüsünün paylaşımı bir yasal zorunluluk mu?: Toplumda HIV ile ilgili birçok önyargı bulunmakta ve ayrımcılık yaşanmaktadır. Bu sebeple HIV ile yaşayanlar iş, eğitim ve sosyal hayatta doğrudan veya dolaylı olarak ayrımcılığa maruz bırakılmaktadır. Aynı şekilde: ayrımcılık yasağına karşın: Anayasa’nın 10. Maddesine göre: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir”. Anayasa’nın 36. Maddesi ise, herkese eşit şekilde hak arama hürriyeti tanımaktadır. Kişilerin özel yaşamını ve kişilik hakkını ilgilendiren sağlık statüleri, gerek uluslararası sözleşmeler gerekse ulusal mevzuat tarafından güvence altına alınmış olup, bu statünün paylaşımı kanunların öngördüğü hallerle sınırlıdır. Dolayısıyla kişilerin sağlık verilerinin kanunların öngördüğü haller dışında paylaşımı hukuki ve cezai sorumluluğu da gündeme getirebileceği gibi aynı zamanda HIV statüsünün mahremiyet sınırları aşılarak paylaşılması, kişilerin hizmet alımında ya da gündelik hayatlarında ayrımcılığa uğramasına ve hak ihlali ile karşı karşıya kalmasına yol açabilir. Halihazırda sağlık kuruluşlarında kişilerin sağlık bilgileri kodlu sistem ile korunmaktadır. Kişilerin mahremiyet hakkının ihlali insan hakları ihlalidir.  Anayasa Mahkemesi Baş. No: 2014/19081 ve 1/2/2017 T. Kararında, “bu hak, bireyin kendisi hakkındaki bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamakta, kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 32). Özel hayata saygı hakkının kapsamında olan bireylerin kişisel verilerinin korunması hakkı, Anayasa’ nın 20. maddesinde açık olarak düzenlenmiştir.” der. Anayasa Mahkemesi yine aynı kararında, sağlık bilgilerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan kişisel veri niteliğinde olduğunu söylemektedir.

HIV ile yaşayan kişilerin herhangi bir yerde sağlık statülerini açıklayamamalarının farklı nedenleri olmaktadır. Herhangi bir kişinin kendisinde var olan enfeksiyondan etkilenmeyeceği tartışmasız bir gerçek olsa dahi statüsünü açıkladığında dışlanma, sevdikleri ve çevresi tarafından terk edilme, işini ve eğitim hakkını kaybetme düşünceleri bu kararı vermeyi zorlaştırmakta veya açıklamama yönünde davranış gelişmesine neden olabilmektedir. Bu düşünceler bireylerin kuruntularına değil daha önceden yaşanmış gerçek olaylara dayanmaktadır.

Sağlık hizmetlerinin güvenli bir şekilde sunulması için kullanılan standart enfeksiyon önleme yöntemleri her enfeksiyon için aynıdır. HIV ile yaşayan bireylere hekim veya diğer hastaların güvenliği için uygulanması gereken ek bir prosedür olmadığı gibi HIV ile yaşayanlar hekimlerine doğrudan statülerini açıklamak zorunda değildir. Her sağlık profesyoneli tüm hastalar ya da başvuranlar için evrensel enfeksiyon önleme kuralları çerçevesinde eşit ve etkili  önlemleri almakla yükümlüdür.

Paylaşmış olduğumuz postta da vurguladığımız  gibi enfeksiyonlardan korunmak öncelikle kişinin kendi sorumluluğudur. Bu sorumluluğun bir parçası da başkalarının statüsünden bağımsız olarak, kişilerin cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlarla ilgili kendi statülerini öğrenmek için düzenli test yaptırmalarıdır. Kamu kurumlarının sorumluluğu ise, anonim ücretsiz testlere ulaşılmasını desteklemek üzere eğitim ve erişim imkânlarını yaygınlaştırmaktır. 

Dünya’da HIV ile yaşayan her 4 kişiden 1’i HIV ile yaşadığını bilmiyor.

 

Sen statünü biliyor musun? 

En son ne zaman HIV testi yaptırdın? 

Nerelerde test olacağını biliyor musun?

 

Eğer sonucun pozitif gelirse, yalnız değilsin!

Eğer HIV ile yaşayanlara destek vermek istersen, yalnız değilsin!

HIV ve AIDS ile ilgili bilgi için tıklayınız (İngilizce).

 

“Sağlık Çalışanlarının Sağlığı 7. Ulusal Kongresi”, Ankara, 19-20 Ekim 2019

Sağlık meslek birlikleri, meslek dernekleri ve sendikalar tarafından oluşturulan Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Çalışma Grubu, 19-20 Ekim’de Sağlık Çalışanlarının Sağlığı Ulusal Kongresi’nin 7.’sini gerçekleştirdi. “HIV ile Yaşayan Bireylere Yaklaşım” ile ilgili sunumumuzla biz de kongredeydik.

Oturumda HIV Enfeksiyonunun psikososyal boyutu ve HIV ile yaşayanların sağlık hizmetlerine erişirken maruz kaldığı temel hak ihlalleri üzerinde duruldu.

“Sır Saklama Yükümlülüğü” ilkesinin meslek elemanları ile birlikte ayrıca irdelendiği oturumun sonunda özellikle evlilik öncesi ve işe giriş öncesi zorunlu tutulan HIV testleri, tanı sonrası danışmanlık ve kişisel sağlık verilerinin korunmasındaki hususlar tartışıldı.

Kamu-STK İş Birliği Projesi, 29-30 Nisan 2019

Pozitif Yaşam Derneği olarak İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğü’nün ana faydalanıcısı olduğu Kamu-STK İş Birliği Projesi kapsamında İstanbul’da 29-30 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilen Sivil Toplum Günleri’ne katıldık. Katılımcı kuruluşların sunumlar, atölye çalışmaları ve deneyim paylaşımı gerçekleştirdiği bu toplantıda aynı zamanda Kamu-STK iş birliğinin güçlendirilmesine yönelik çözüm önerileri ve proje ortaklık fikirleri sunduk.

26/29 Nisan 2007 tarihlerinde Brüksel’deydik!

EATG / ECAB:EATG (European AIDS Treatment Group) HIV alanında Avrupa’da ki  en güçlü Sivil Toplum Örgütüdür. European Community Advisory Board (ECAB) bu kuruluşun üç alt çalışma grubundan biridir. Avrupa Birliğinin sınırlarının da genişlemesi ile, EATG üyesi ülke sayısı 30 a ulaşmıştır, 90 dan fazla üyesi vardır ve üyelerinin % 57 si HIV ile yaşayan kişilerdir.

EATG/ECAB ;  özellikle HIV tedavisindeki yeni ilaçlar  ve mevcut tedavilere erişim konusunda tüm Avrupa  ülkelerinin beraberce hareket etmelerini amaçlayan bir organizasyondur.

EATG /ECAB yılda 5- 6 kez , Avrupa’nın farklı şehirlerinde; sadece üyelerin katıldığı, programı ve içeriği önceden duyurulan, tüm katılımcıların hazırlanarak katıldıkları toplantılar düzenlemektedir

Bu toplantılara;  HIV’in veya HIV ile beraber olan hastalıkların  (Hepatit B, Hepatit C, Tüberküloz vb) tedavisinde kullanılan ilaçları üreten firmalar da davet edilerek, sektörel durum gözden geçirilmektedir.

Ayrıca tedavi alanındaki son gelişmeler , mevcut ve/veya yeni çıkacak ilaçlarla ilgili son bilgiler, ilaçların Faz II ve Faz III çalışmalarının sonuçlar, aşılar, ülkelerdeki tedaviye ilişkin farklı sorunlar, tedavi stratejileri ve fiyatlandırma politikaları da tartışılmaktadır. EATG/ECAB toplantılarına Avrupa’daki  her ülkede HIV/AIDS alanında çalışan sivil toplum kuruluşları arasından,  ülkesini temsilen  sadece bir STK’nın temsilcisi kabul edilmekte, belirli bir deneme süresini takiben tam üye olmaktadır.

Pozitif Yaşam Derneği, EATG’nin tam üyesidir. Toplantılara ülkemiz adına katılmakta, HIV/AIDS alanında ülkemizdeki  sorunları ve Avrupa ülkelerinin deneyimlerini paylaşmaktadır.

Tedavi alanında ülkemizde mevcut olmayan antiretroviral ilaçlara erişimin sağlanması, direnç testlerinin yaygınlaşması ve dernekten hizmet alan HIV pozitiflerin EATG üyeleri ile tanışması 2007 yılı hedefleridir.

EATG nin  web adresi: http://www.eatg.org/

6-18 Temmuz 2007 tarihlerinde UNICEF ve UNOPA işbirliği ile Bükreş/Romanya’da gerçekleştirilen ”Youth Consultation 2007” toplantısına katıldık.

*Toplantı, UNICEF ve UNOPA (Romanya’daki HIV/AIDS ile yaşayanlar için kurulmuş bir birlik)  işbirliği ile Bükreş’teki UN HOUSE’ da gerçekleşti.

*Yerel katılımcılar  UNAİDS,UNOPA,UNICEF temsilcileri ile 12- 23 yaş arasında HIV/AIDS ile yaşayan  gençlerin oluşturduğu sivil toplum örgüt temsilcileriydi.

Yerel STK’dan katılan 40 kadar temsilcinin tümü 12-24 yaş grubundandı.

* Uluslararası temsilciler Türkiye (Pozitif yaşam Derneği), Hollanda(Young Positives,The Netherlands),Hırvatistan ve Tunus’tan Y-Peer Network temsilcileri katıldı.

*Toplantı dili Romence olmakla birlikte uluslararası yabancı temsilcilere simültane tercüme yapıldı.

*Toplantının konusu genç HIV pozitiflerin sosyo-profesyonel yaşama geçişte karşılaştıkları zorluklar (Dışlanma ve Ayrımcılık) ile bu konularda alınması gereken önlemler ve bu yas grubu HIV ile yaşayanların efektif bir şekilde sosyo-profesyonel yaşama entegrasyonu olarak özetlenebilir.

*Romanya’da 90’lı yılların başında binlerce yeni doğmuş bebek/çocuk/ genç kan nakli yoluyla/sterilize edilmemiş aşı ve iğne yoluyla HIV ile enfekte olmuştur.

2006 tarihi itibariyle kayıtlı 30.000 HIV/AIDS kişinin yaklaşık 10.000 kadarı 24 yaş altındadır.

Yıllar geçtikçe toplumdan dışlanan bu çocuklar zihinsel özürlülerle birlikte özel sınıflarda eğitim almak zorunda kalmışlardır.Özellikle küçük şehirlerde yaşayan HIV+ gençlerin deşifre olması uzun zaman almamış ve birçok aile yasadıkları şehirlerden taşınmak zorunda kalmışlardır.

1980-1990’lı yıllarda doğan bu çocuklar artık yetişkin olmuş ve çalışma hayatına başlamaya hazırlar ancak ellerindeki  diploma bile onları teşhir eder mahiyette.Bir çok genç devletin HIV+ kişilere verdiği emeklilik hakkını bir ödül olarak değerlendirip, 18 yaşında iş hayatlarına başlamadan emekli olmayı tercih ediyorlar.Birçok gençte kendini yetersiz bilgisiz ve çalışamaz olarak görüp part-time işleri tercih ediyorlar.Genel olarak tüm gençler çalışmaya güçlerinin olmadığına inanıyorlar.

Aralarından bir grup genç ve aileleri, kendilerini  “fighters” (savaşçılar) olarak tanımlıyor ve genç HIV+’lerin sosyal hayata katılımlarının artması damgalanma ve ayrımcılığın azaltılması için çalışmalar yapıyorlar.

*HIV+ taşıyıcıları belirli meslek gruplarında yer alamıyorlar (Güvenlik, polis, asker, denizci, pilot, kuaför, manikür, pedikür vs)

*PYD’yi tanıtan ve ülkemizin genel durumunu özetleyen 2 sunum gerçekleştirildi.

*Yerel ve uluslararası gruplar çeşitli workshoplarla fikir alışverişinde bulundular.

*Türkiye’de de ilerleyen günlerde HIV+ ile yaşayan bebek ve gençlerin karşılaşabileceği zorluklar gözlemlendi.

11 Mayıs 2007’de Ümraniye Tutukevindeydik!

11 Mayıs 2007’de Ümraniye Tutukevindeydik!   50 tutukevi personeli ve 200 mahkûmun ilgiyle  katılım gösterdiği seminere Avukatımız Habibe Kayar, Başkanımız Nejat Ünlü, Pozitif Yaşam Destek Merkezi Proje Koordinatörümüz Arzu R. Kaykı katıldı.  Sağlık Bakanlığı’nın Küresel Fon ile başlattığı” HIV/AIDS Önleme ve İzleme Projesi” kapsamında düzenlenen eğitime Pozitif Yaşam Derneği destek verdi.Panele katılan mahkumlara ve tutukevi personeline HIV/AIDS’in bulaş yolları ve korunma yolları anlatıldı. HIV/AIDS’le tanışıldığı taktirde tanı alındıktan-tedaviye geçiş süresine kadar kendilerine Uluslarası Temel Haklar ve Hasta Hakları Yönetmelikleri ile ilgili bilgi verildi. İhlaller karşısında temel haklarını nasıl ve hangi mekanizmalarla harekete geçirecekleri bunun yanısıra HIV/AIDS’le yaşamanın zorlukları, HIV/AIDS hakkında bilinmeyenler ve yanlış bilinenlerle ilgili, olası ihlal durumunda hangi prosedürleri takip etmeleri gerektiği ne ilişkin  geniş içerikli sunum gerçekleştirildi.

Geri Dön