Pozitif Yaşam Derneği » Sivil Toplum Kuruluşları

Koronavirüs Günlerinde Başka Bir Virüsle Mücadele Edenler Türkiye’de 24 Bine Ulaştı

Muzaffer Demirsoy / Demokrat Haber Röportajı

“Konuşacaklarımız Var” diyerek insan hakları ve özgürlükler alanında mücadele eden kişi ve kurumların görüşlerini almaya devam ediyorum. Dördüncü söyleşimizde HIV virüsü taşıyanlar ile dayanışmak ve yardımlaşmak amacı ile İstanbul’da kurulan Pozitif Yaşam Derneği’nin avukatı Esra Erin ve sosyal hizmet uzmanı Hazal Hartavi sorularımı yanıtladı. Koronavirüs günlerinde başka bir virüsle mücadele edenlerin yaşadığı sıkıntıları anlattılar…

Pozitif Yaşam Derneği Türkiye’de, HIV ile yaşayan bireyler için kurulmuş ilk kuruluş. Bu açıdan önemli bir boşluğu doldurduğunuz için teşekkür ederek başlamak istiyorum. Pozitif Yaşam Derneği nasıl kuruldu? Derneğin kuruluşunda herhangi bir sorun yaşandı mı? Amaçları nedir?

(H.H.) Merhabalar, asıl bizler teşekkür ediyoruz; HIV ile yaşayan bireylerin yaşadıkları sorunlara dikkat çekmek ve bu konuda çabalarımızı görünür kılmak konusunda bu röportajı yaptığınız için.

Pozitif Yaşam Derneği 2005 yılı Haziran ayında Birleşmiş Milletler AIDS Koordinatörlüğünün öncülüğünde hekimler, aktivistler ve HIV ile yaşayan bireylerin bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Diğer hasta hakları derneklerinden farklı olarak, derneğin kuruluş sürecindeki en büyük zorluk HIV ile yaşayan kişilerin ve yakınlarının damgalanma korkusuyla bir araya gelmekten ve görünür olmaktan kaçınması idi. 2003 yılında HIV ile yaşayan kişiler e-posta gruplarında rumuzlar aracılığıyla birbirleriyle iletişim kurmaya ve deneyimlerini paylaşmaya başlamış olsa da fiziksel olarak bir araya gelmenin ve HIV alanında aktivizm yapmanın özellikle 2000’li yılların başında kolay olmadığını tahmin etmek zor değil.

Derneğin temel amacı HIV ile yaşayan bireylerin sağlık hizmetlerinden ücretsiz, eşit ve adil yararlanmalarının desteklenmesi, toplumsal yaşamlarına ayrımcılığa maruz kalmadan devam etmelerinin sağlanması ve yaşanan hak ihlallerine karşı savunuculuk mekanizmalarının geliştirilip güçlendirilmesidir. Diğer yandan hem bireylerin enfeksiyondan korunmaları hem de ön yargıların ortadan kaldırılmasıyla HIV ile yaşayan bireylerin sosyal yaşamlarının standardize edilmesi için farkındalık çalışmalarını yürütmektedir. 

HIV nedir? AIDS nedir? Türkiye’de ve dünyada HIV/AIDS ile ilgili sayısal veriler nedir? 

(H.H.) HIV, (Human Immunodeficiency Virus/İnsan Bağışıklık Yetmezliği Virüsü) bağışıklık sistemini etkileyen bir enfeksiyon etkenidir. AIDS ise, (Acquired Immune Deficiency Syndrome/Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu) HIV’in tedavi ile baskılanmadığı durumda, ortalama 2-12 yıl içinde vücudun bağışıklık sisteminin savunma işlevini yerine getirmemesi sonucunda, kişinin diğer enfeksiyon ve hastalıklara açık hale gelmesiyle birlikte gelişen bir hastalıklar tablosudur.

Dünyada yaklaşık 37 milyon kişinin, Türkiye’de ise yaklaşık 24 bin kişinin HIV ile yaşadığı biliniyor; ancak henüz test yaptırmadığı için HIV ile yaşadığından bihaber olan önemli bir topluluk olduğunu da göz önünde bulundurmalıyız. Özellikle Türkiye gibi cinselliğin tabulaştırıldığı toplumlarda cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara ilişkin bilgi düzeyinin yetersizliği, korunma ve düzenli test yaptırma alışkanlığının kazanılmamasına; bu da ne yazık ki toplumdaki HIV ile enfekte olan popülasyonun hızla yayılmasına neden oluyor.

HIV sadece cinsel yollarla mı bulaşıyor, bulaş yolları nedir? 

(H.H.) HIV ve AIDS’e dair yanlış bilinen temel noktalardan biri bulaşın nasıl gerçekleşeceği konusudur. Kan, cinsel sıvılar (meni, zevk suyu-prostat sıvısı olarak bilinen pre-seminal sıvılar, vajinal ve anal sıvı) ve anne sütü virüsün insanlar arasında aktarılabildiği vücut sıvılarıdır. Bu sıvılar aracılığı ile virüsün bulaşabileceği davranışları ise korunmasız cinsel birleşme, güvenli olmayan kan, kan ürünleri ve organ nakli, ortak enjektör kullanımı ve dikey (gebeden bebeğe) geçiş olarak sıralayabiliriz. Bu yollar dışındaki hiçbir yol ve temas bulaşa sebep olmaz.

Bununla birlikte geçtiğimiz yıllarda yapılan partner araştırmaları sonuçları HIV tedavisi ile enfeksiyonu kontrol altına almanın virüsün partnerler arasında geçişini durdurduğunu göstermektedir. Tüm dünyada Belirlenemeyen = Bulaştırmayan olarak tanımlanan bu bilgiyi tedavi alan kişilerin cinsel partnerlerine virüsü bulaştıramaması şeklinde aktarabiliriz.

HIV nasıl tespit edilir? Herhangi bir belirtisi var mıdır? Ne zaman, hangi testi yaptırmalıyız?

(H.H.) HIV enfeksiyonunu klinik muayene ya da belirtiler üzerinden teşhis etmek mümkün değil; kişinin HIV ile enfekte olup olmadığı ancak HIV’e özel kan tahlilleri ile anlaşılabiliyor. HIV’i belirleyen materyallerin vücutta oluşması ve saptanabilir olması için beklenmesi gereken bir süre var, pencere dönemi olarak adlandırılan bu dönem test yöntemlerine ve bireylere göre farklılık gösterebiliyor. Yeni nesil testlerle birlikte virüsle karşılaştıktan 1 ay sonra genellikle saptanabilir oluyor.


HIV ile ilgili bilgi düzeyinin düşük olması önyargıyı da beraberinde getiriyor. HIV ile ilgili doğru bilinen yanlışlar nelerdir?

(H.H.) HIV’e ilişkin yanlış kabullerin başında bulaşma yollarının ve güncel tedavinin bilinmiyor oluşu geliyor. HIV bilinenin aksine, tedavisi olan kronik bir enfeksiyondur. HIV ile yaşayan kişiler düzenli ilaç tedavisine ve tıbbi kontrollerine devam ettikleri sürece sağlıklı şekilde hayatlarına devam edebilirler. Tedavi, HIV ile yaşayan bireylerin ebeveyn olabilmelerini, virüs taşımayan çocuk sahibi olabilmelerini, hayatlarına virüsü başkalarına bulaştırma korkusu olmadan devam edebilmelerini ve HIV ile yaşamayan bireyler gibi olağan yaşam sürelerini sağlıklı geçirebilmelerini sağlar. Diğer bazı virüs türleri gibi HIV vücuttan tamamıyla uzaklaştırılamadığı için tedavinin sürekliliği temel yaklaşımdır. HIV statüsünü bilen kişilerin çok büyük bir kısmı tedavi almaktadır. HIV kontrol programlarına bakıldığında, HIV farkındalığı olmadığı için HIV ile yaşıyor olmasına rağmen test yaptırma ihtiyacı duymamış, tedaviye erişmemiş ve korunmasız cinsel birleşme pratiğine devam eden herkesin riskli davranışları sergilediğini; Türkiye’deki yayılma hızının artışını ise doğrudan bu davranışlarla ilişkili olduğunu söyleyebiliriz. HIV’in ve diğer cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların yayılımının önlenebilmesinin yolu doğru bilgiyi yaygınlaştırmaktan ve elbette bu bilginin konuşulabilir olmasını sağlamaktan geçiyor. Erken yaşlarda güvenli cinselliğin anlatıldığı, HIV ve diğer cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara dair farkındalığın yüksek olduğu toplumlarda kişilerin korunma ve test yaptırma alışkanlıklarının daha fazla olduğunu görüyoruz. Bu bilinç aynı zamanda HIV ile yaşayanların ve yakınlarının üzerindeki damgalamanın giderek azalmasını ve ortadan kalkmasını sağlıyor.

HIV ile ilişkin yaygın ön yargılardan bir diğeri ise HIV enfeksiyonunun yalnızca belirli bir grubun problemi olarak algılanıyor oluşu. Ne yazık ki HIV enfeksiyonu 2020 yılında dahi “eşcinsellik”, “seks işçiliği”, “uyuşturucu kullanımı” veya “çok eşlilik” davranışlarıyla ilişkilendirilmekte; bu da HIV damgalamasının derinleşmesine neden olmaktadır. Bugün yaş, meslek, eğitim durumu, cinsiyet ve cinsel yönelim fark etmeksizin HIV ile yaşayan kişilerin ortaklaştığı tek nokta HIV ile yaşıyor olmaları.

Tedavi sürecinden bahsedebilir misiniz? Yaklaşık bir yıl önce kök hücre tedavisi ile Timothy Brown HIV virüsünü yenen dünyadaki 2. HIV pozitif birey oldu ve olay dünyada geniş bir yankı buldu. HIV tedavisi ile ilgili güncel gelişmeler var mı? Yakın zamanda aşı müjdesi almak mümkün mü? 

(H.H.) Bir önceki soruda da değindiğimiz gibi bugün artık kronik hastalıklar arasında sayılan HIV enfeksiyonunun tedavisi oldukça etkili ve kolaydır. Yine toplumda kabul gören yaygın inanışın aksine, HIV enfeksiyonu tanısı alan kişiler hastaneye yatırılmazlar veya özel bir bakıma gereksinim duymazlar. Hatta HIV ile yaşayan kişilerin hastaneyle ilişkisinin düzenli olarak üç ayda bir ilaç yazdırmaya gitmekten ibaret olduğunu söyleyebiliriz. Antiretroviral tedavinin(HIV’i baskılayan ilaçlar) uygulanmaya başlandığı 1996 yılından bugüne ilaç rejimlerindeki iyileşmeler de HIV ile yaşayan kişilerin günlük hayatlarını oldukça kolaylaştırdı. 90’ların sonunda ve 2000’li yılların başlarında bir günde neredeyse 15-20 tane ilaç kullanılırken bugün artık sıkıştırılmış tek tablet rejimlerine geçildiğini ve bu ilaçların yan etkilerinin ciddi ölçüde azaldığını görüyoruz.

HIV ile yaşayan kişiler HIV ile enfekte olmayan kişilerden farksız şekilde olağan yaşamlarını sürdürebiliyorlar; fakat henüz HIV’i vücuttan tamamen uzaklaştırmak mümkün değil. HIV ile ilgili neredeyse tüm haberlerin sunumunda HIV’in kamuoyunda hala korkutucu bir unsur olarak yer edinmesini kullanan medya, bu alandaki her yeni bilgiyi “AIDS’e Çare Bulundu!” şeklinde girmeye oldukça hevesli. Bu haberlerin pek çoğu da yeni olma niteliği taşımıyor aslında. Soruya dönecek olursak “Berlin Hastası” ve “Londra Hastası” diye bildiğimiz iki vakada da kanser tedavisinde ilik nakli sonrasında tesadüfen HIV’in ortadan kaybolduğunu görüyoruz. Buradaki tesadüf ilik sahibinin HIV’e karşı doğal bir bağışıklığının olmasıyla açıklanıyor. Normal şartlarda HIV bağışıklık sistemi hücrelerinin üzerinde bulunan algılayıcıları kullanarak hücreye giriyor. Çok az sayıda olmakla birlikte bazı kişilerde bu algılayıcıların mutasyona uğradığı ve algılayıcının HIV’e dirençli olduğu ortaya çıkıyor; bu direnç sayesinde virüs normalde girebileceği hücrelere girememiş oluyor. Söz konusu ilik operasyonu ve operasyon sonrasındaki riskler göz önünde bulundurulduğunda ne yazık ki bu yöntemin henüz HIV tedavisi kapsamına alınacak yeterlilikte olmadığını, beraberinde pek çok riski barındırdığını ve HIV ile yaşayan kişilerin tamamı için uygulanabilir olmadığını söyleyebiliriz. Aşı ve kür çalışmaları konusunda ümitli olsak da “çok yakında!” şeklinde bir yanıt veremiyoruz ne yazık ki.

Sağlık Bakanlığı kamu spotu şeklinde bilgilendirici yayınlar yaparak toplumu bilinçlendirebilir diye düşünüyorum. Böyle çalışmalar HIV ile yaşayan bireylere toplumun bakışını da değiştirecektir. Bu açıdan devletin ve kurumların HIV pozitif bireylere bakışını değerlendirebilir misiniz? HIV pozitif bireyler devlet tarafından bir ayrımcılığa maruz kalıyor mu? 

(E.E)-Bu soruya Şubat ayında yayınladığımız 3 aylık hak ihlali raporumuza dayanarak ve en başta yaşanılan ayrımcılıklara dikkat çekerek başlamak istiyorum. Dernek olarak en son 2009 yılında yayınladığımız hak ihlalleri raporlarını 3 ayda bir yayınlama kararı aldık ve bu karar doğrultusunda derneğimize gelen başvurular sayesinde haberdar olduğumuz hak ihlallerini raporlaştırdık. Bu sayede bireysel ve toplumsal önyargıların geçmiş yıllara göre değişime uğramadan varlığını sürdürdüğü, HIV ile yaşayanların kötü muameleye maruz bırakıldıkları; ayrımcılık yasağı başta olmak üzere anayasal pek çok haklarının ihlâl edildiğini gördük. 

Rapora dayanarak HIV ile yaşayan bireylerin en fazla ihlâle uğradıkları alanın özel hayatları olduğunu söyleyebilirim HIV’le yaşayan bireylerin, HIV statülerini öğrenen kişiler tarafından günlük yaşamlarında cinsel yönelim ve cinsiyet kimliklerine ilişkin sorulara çokça maruz kaldığını ve HIV statülerinin onayları olmadan başkalarıyla paylaşıldığını ve yaşamlarının her alanında HIV statülerinin gizliliği ihlal edildiğini söyleyebilirim.

HIV’le yaşayan bireylerin özel hayatlarının gizliliğinin ihlalinden sonra en çok hak ihlaline uğradıkları bir diğer alan çalışma yaşamlarıdır. HIV’le yaşayan bireyler işe alımlarda ve işlerinin devamında; HIV testine zorlanmakta, yaşam tarzlarına ilişkin sorulara maruz kalmakta, HIV statülerinin gizliliği ihlal edilmekte, iş koşulları değiştirilmekte, iş sözleşmeleri feshedilmektedir. Yine işyeri hekimliği uygulamalarında zorla HIV testi, HIV’le yaşayan işçilerin kişisel sağlık verilerinin korunmaması, HIV ile yaşayan bireylere yönelik psikolojik taciz (Mobbing) uygulamaları çalışma yaşamında sıklıkla karşılaşılan hak ihlallerindendir.

Çok sık karşılaştığımız bir diğer hak ihlali ise kişinin en temel hakkı olan sağlık hakkının ihlalidir. HIV’le yaşayan bireylerin sağlık hakkına erişimlerinde; hekim HIV ile yaşayan hastayı tedaviyi reddetmekte, tedavi sırasında HIV ile yaşayan bireylere önyargılı tutumlarla yaklaşılmakta, bu durum zaman zaman nefret söylemlerine evrilmekte, HIV ile yaşayan bireylerin statülerinin gizliliği ihlal edilmekte, HIV’le yaşayan kişinin aydınlatılmış onamı alınmadan zorla HIV testi yapılmakta ve HIV’le yaşayan kişiler sağlık çalışanları tarafından özel yaşamlarına ilişkin sorulara maruz kalmaktadırlar. Sağlık kurumlarında yaşanan dışlanma ve ayrımcılık, HIV ile yaşayan kişileri tedavi olmaktan caydırabilmekte ve sağlıklarını ciddi anlamda tehdit etmektedir. 

Bahsettiğim tüm ihlallerin ortak noktası ise Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik maddesi ve onun doğrusal uzantısı olan, uluslararası sözleşmelerde ‘Ayrımcılık Yasağı’ şeklinde karşımıza çıkan yasağın ihlalidir. Her ne kadar ayrımcılık yasağının ihlali Ceza Kanununda suç olarak düzenlenmişse de düzenlemede ayrımcılığa uğrayabilecek gruplar ve fiiller sınırlı sayıldığı için ve sayılan gruplarda sağlık sebebiyle uğranılan ayrımcılık sayılmadığı için bu madde HIV statüsü sebebiyle ayrımcılığa uğrayan bireyleri korumamaktadır; dolayısıyla kanunun düzenlemesinden ötürü bir cezasızlık pratiğiyle karşılaşıyoruz.

Bu uzun cevaptan sonra sorunuza dönecek olursak, evet HIV ile yaşayan bireyler yukarıda değindiğim gibi birçok alanda ayrımcılıklara uğramaktadır ve HIV ile yaşayan kişilerin yoğun olarak karşılaştıkları ayrımcılık ve damgalamalar hem bu kişilerin hayatını haksız yere zorlaştırmakta hem de epideminin yayılmasına katkıda bulunmaktadır. Bununla birlikte UNAIDS ve çeşitli ulusal ve uluslararası kuruluşlar HIV ve AIDS’in yayılmasını engellemek hatta salgını tamamen ortadan kaldırmak adına çalışmalar yapmaktadır. Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı’nın Kasım 2019’da yayımladığı 5 yıllık HIV/AIDS Kontrol Programı da bu çalışmalardan biri olarak sayılabilir. Söz konusu kontrol programında soruda bahsettiğiniz kamu spotu çalışmasına benzer olarak; dışlanmayı ve ayrımcılığı önlemeye dair medya programları oluşturulması, toplumda kanaat önderlerinin HIV enfeksiyonu hakkında farkındalıklarının artırılması, HIV ile yaşayan bireylere, ailelerine ve sosyal çevrelerine yönelik eğitimlerin düzenlenmesi ve gerekli destek mekanizmaların planlanması gibi hedefler mevcuttur ve eğer bu hedefler gerçekleştirilirse saydığımız tüm bu ihlallerin tamamen ortadan kalkacağını kesin olarak söyleyemesek de azaltacağını düşünüyoruz.

İşe girişlerde sağlık raporu istenildiğini biliyoruz. İşe girişlerde istenilen sağlık raporlarında HIV ile ilgili bir istemde bulunuluyor mu ya da bulunulabilir mi? HIV’in sosyal yolla bulaşmayacağını dolayısıyla iş yaşamında bir bulaştan söz edilemeyeceğini biliyoruz ancak buna rağmen doğrudan ya da dolaylı olarak HIV ile yaşayan bireyler ayrımcılığa maruz kalarak işten çıkartılabiliyor. Bu açıdan bir mahkeme kararı var mı? Hukuk ne diyor?

(E.E)-Türkiye’de maalesef HIV ile yaşayan bireyler açısından ciddi bir mevzuat eksikliği var. Bu sebeple sorduğunuz soruyla ilişkili olarak çalışma yaşamında HIV ile yaşayan bireylerin hakları açısından uluslararası mevzuata göre yorumlar yapıyoruz. Bu konuda ILO’nun (Uluslararası Çalışma Örgütü) tavsiye metinleri var. Örneğin ILO HIV/AIDS ve Çalışma Yaşamıyla İlgili Davranış Kurallarına göre; İş için başvuranlardan ya da çalışanlardan HIV’le ilgili kişisel bilgi vermelerini istemenin herhangi bir gerekçesi olamaz. Ayrıca, çalışanların da bu tür bilgileri iş arkadaşlarına verme gibi bir yükümlülükleri olamaz. İşçilerin sağlık statülerine ilişkin konularda, kişisel verilerine erişimin gizliliğe ilişkin kurallara tabi olması gerekmektedir. HIV/AIDS muayenesi, iş için başvuran ya da hali hazırda çalışan bireylerden talep edilmemelidir. 

Ancak buna rağmen işe giriş muayenelerinde kişilerin aydınlatılmış onamı alınmadan hukuka aykırı bir şekilde HIV testinin de yapıldığını görüyoruz. Oysa işe girişlerde HIV testi istenmesi hukuka aykırılığın yanı sıra gereksizdir ve işçilerin insan hakları ile saygınlıklarını zedeleyecektir. Çünkü  işçilerin hem test sonuçlarının açıklanmak sureti ile ifşa edilme riski vardır. Bu sebeple yukarıda bahsettiğimiz Davranış Kuralları’na göre HIV testinin, işe alımlarda veya iş sözleşmesinin devamında bir ön koşul olarak kullanılmaması ve işçilerin işe başlamasından önce ya da düzenli aralıklarla yapılan rutin uygunluk testlerinde HIV testinin zorunlu olarak dayatılmaması gerektiği belirtilmiştir.

 Türkiye’de ise çalışanın işe başlamadan önce yapacağı öngörülen işe uygunluğunun tespiti için yapılan işe giriş muayenesi prosedürü mevcuttur. Bu noktada ise işe giriş muaynesinde hangi testin isteneceği ile ilgili mevzuatta bir düzenleme yoktur. Mevzuat istenecek tetkikler açısından bir açıklık getirmemiştir ancak işe giriş ve periyodik muayene için İşyeri Hekimi Yetki ve Sorumlulukları Hakkında Yönetmelik ekinde tavsiye niteliğinde örnek bir muayene formu düzenlenmiştir ve bu formda HIV testi yer almamaktadır.  Buna rağmen Ortak Sağlık Güvenlik Birimlerinin (işyerlerine; iş yeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı sağlayan kuruluşlardır) açılmasıyla birlikte bulaşıcı hastalıkların bulaş özelliklerine bakılmaksızın işverenlere paket halinde muayene ve içerisinde HIV testi de olan testlerin satıldığını ve bunu engelleyen bir mevzuatın da olmadığını söyleyebiliriz.

HIV ile yaşayan bireylerin statülerine bağlı olarak iş akitlerinin haksız olarak feshedildiğini ise yukarıda zaten detaylı olarak açıkladık ancak bu konuda bir mahkeme kararından bahsetmek gerekirse çok meşhur bir Anayasa Mahkemesi kararımız var, T.A.A kararı. Anayasa Mahkemesi, karar veren mahkemelerin salt “bulaşıcı” hastalığa dikkat çekerek, riskin gerçekleşmemesi için tek çözümün başvurucunun işyerinden uzaklaştırılması fikrinin kabul edilemez olduğunu, başvurucu için iş yerinde alternatif iş imkanlarının araştırılmamış olduğunu, bu nedenle maddi ve manevi varlığının korunması hakkının ihlal edildiğini tespit etmiştir. Ve dışlanma, damgalanma ve ön yargıların özellikle iş yaşamında mevcut olması nedeni ile HIV ile yaşayan bireyler üzerindeki etkilerin yıkıcı olabileceği de dikkate alındığında başvurucunun gizlilik talebinin reddedilmesinin ise özel yaşamının gizliliğini ihlal ettiğini belirtmiştir. Dolayısıyla bu kararda da görüldüğü üzere  HIV statüsünün iş akdinin feshi için haklı bir sebep olmadığını tekrar edelim. HIV ile yaşayan bireylerin böyle bir ihlalle karşılaşması halinde işe iade davası ile diğer işçilik alacaklarının tazminine ilişkin dava açma haklarının yanı sıra ayrımcılık tazminatı davası açma hakları da mevcuttur.

Bu kararın önemli bir karar olmasının diğer bir sebebide; Anayasa mahkemesinin yargılamanın kapalı yapılması talebinin yargılama aşamasında reddedilmesinin  özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine, karar vermesidir. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcı niteliğinden ötürü; HIV ile yaşayan bireyler uğradıkları hak ihlallerinden ötürü yargı mekanizmasına başvurduğunda bu karara dayanarak duruşmaların kapalı yapılmasını talep edebilirler.

HIV pozitif bireyler coronavirüs açısından yüksek risk grubunda mı?

(H.H.) Son dönemde HIV ile yaşayanların ve elbette yakınlarının en çok merak ettiği sorulardan biri bu. Şu ana dek, HIV ile yaşayan bireylerde Covid-19 oranlarının HIV ile enfekte olmayan kişilere göre daha yüksek olduğuna ya da farklı bir seyir izlediğine dair herhangi bir veri olmadığını söyleyebiliriz. Tedaviyi sürdüren HIV ile yaşayan kişilerin genel popülasyondan farklı önlemler almalarını gerekmiyor. Bunun yanında geçmişte enfekte olduğu halde test yaptırmadığı için henüz tanı almamış olan ya da bir sebepten dolayı tedaviyi sürdüremeyen kişilerin bağışıklık sistemiyle ilgili değerlendirme yapılamayacağı için Covid-19 da dahil olmak üzere tüm enfeksiyonlar açısından risk grubunda olabileceklerini eklemek gerekiyor.

 

Seks İşçiliği Mevzuatı İyileştirme Projesi’nin Yuvarlak Masa Toplantısına Katıldık!

15-16 Ocak’ta Kırmızı Şemsiye Cinsel Sağlık ve İnsan Hakları Derneği’nin “Seks İşçiliği Mevzuatı İyileştirme Projesi”nin ilk adımı olan ve İstanbul’da gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantısına katıldık. İstanbul ve Ankara illeri başta olmak üzere alandaki sivil toplum kuruluşlarının, akademisyenlerin ve yerel yönetimlerin ilgili birim temsilcilerinin biraraya geldiği toplantıda mevcut mevzuattaki sorunlar, uygulamadaki aksaklıklar, ihtiyaçlar ve çözüm önerileri tartışıldı.

1 Aralık Dünya AIDS Günü Resepsiyonu, İBB Desteği ile Emirgan Beyaz Köşk’te Gerçekleşti!

1 Aralık Dünya AIDS Günü Resepsiyonu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile 30 Kasım 2019 tarihinde Emirgan Korusu’nda yer alan Beyaz Köşk’te gerçekleştirildi. Resepsiyona bir çok sivil toplum kuruluşu, kamu kurumu, meslek uzmanları ve çok sayıda gönüllü katılım gösterdi.

1 Aralık Dünya AIDS Günü Resepsiyonu

 

1 Aralık Resepsiyonu, Pozitif Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Görkem Gökçelioğlu’nun açılış konuşması ile başladı. Gökçelioğlu, 1 Aralık 2005 tarihinde bir kamu görevlisinin HIV’in bir sağlık sorunu olduğu vurgusu yapmadan, daha çok ahlaki değerler üzerinden açıklayan konuşmasından bir alıntı yaptı. Bu konuşmanın, Pozitif Yaşam Derneği’nin kuruluş döneminde toplumun HIV’e ve HIV ile yaşayan kişilere karşı bakış açısını temsil ettiğini; o dönemde bireylerin damgalama ve ayrımcılığa maruz kaldığını vurguladı.

***

Gökçelioğlu’nun konuşma metninden:

AIDS’in ailelerimizi ve toplumumuzu parçalamasına izin vermemeliyiz. Gizlilik ve ikiyüzlülük HIV için güzel bir giriş kapısıdır. Hastalık taşıyorsak cinsel partnerimize durumumuzu açıklamalı ve onu hastalığımızdan korumak için kondom kullanmalıyız. Tek eşliliği ve sadakati önemsemeliyiz. Birden farklı kişiyle ilişki geriye dönüşümsüz sonuçlar doğurabilir. Korunmasız ilişkiler hayatımızı karartabilir. Özellikle para karşılığı seks yapan kişilerin çok sayıda kişi ile cinsel ilişkiye girdiklerini hatırladığımızda, bu kişilerin daha yüksek oranda risk taşıdığını bilmeli ve kendimizi korumalıyız. Onurlu davranışın kendimizi ve çevremizdekileri korumaktan geçtiğini unutmamalıyız. Eşinize hastalık bulaştırırsanız bunu ona nasıl söylerdiniz? Dahası kendinizi bir ömür boyu affedebilir misiniz?

1 Aralık 2005 yılında bir kamu görevlisinin konuşmasından olan bu alıntı Pozitif Yaşam Derneği’nin kurulduğu dönemin en net resmi olarak karşımıza çıkıyor. HIV’i ahlaki bir sorun olarak gördüğümüz, parçalayan, yok eden bir olgu olarak tanımladığımız, HIV’in bir sağlık sorunu olduğunu unutup ahlaki değerler ve insan onuru üzerinden açıklamaya çalıştığımız, anahtar grupları hedef ve risk olarak tanımladığımız bu dönemlerden artık kişilerin değil davranışların riskli olduğunu kabul ettiğimiz, HIV’in ahlaki değil sağlık sorunu olduğunu ilan ettiğimiz, korunmanın bireysel bir sorumluluk olduğu ve herkesin kendini korumakla yükümlü olduğunu seslendirebildiğimiz, öteki değil olağan bireyler olduğumuzu gösterebildiğimiz günlere geldik. 14 yıllık bu süre içerisinde verdiğimiz mücadele ve yaptığımız savunuculuk çalışmalarında bizimle birlikte olan hekim, aktivist, gönüllü, sivil toplum kuruluşu ve fon kuruluşlarına teşekkür ediyor aramızdan ayrılan akranlarımızı özlemle yad ediyoruz.
Enfeksiyonun hızla yayıldığı günümüzde, HIV’i ve damgalamayı durduracak işbirliğini oluşturmak adına bu gece resepsiyonumuza katılan sizlere teşekkür ediyoruz.
HIV’in Türkiye’de güncel durumunu anlamak için Sayın Prof. Dr. Volkan Korten’i, HIV derin duygularımızdaki haritasını görebilmek için Rasim Domaç’ı ve Türkiye ve Dünyada HIV’in durdurulması için yaptıkları iyi uygulama örneklerini öğrenmek için Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu HIV, Sağlık Kalkınma Bölge Sorumlusu Rosemary Kumwenda’yı konuşmalarını yapmak üzere sahneye davet ediyorum.”

***

Açılış konuşmasının ardından üç konuşmacının yer aldığı “Türkiye’de HIV Enfeksiyonunun Bugünü ve Türkiye, HIV ile yaşayanların ve Damgalama Derin Algı Haritası” adlı panel ile devam etti. 

Konuşmacılar; Marmara Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Volkan Korten, Davranış Enstitüsü’nden Rasim Domaç ve UNDP HIV Sağlık Kalkınma Bölge Sorumlusu Rosemary Kumwenda Dünya AIDS Günü’nün anlam ve önemini vurgulayarak UNAIDS’in 90-90-90 hedeflerinden, HIV ile yaşayan kişilerin yaşadığı zorluklardan ve bizim toplumdaki algıyı değiştirmek için yapmamız gerekenlerden bahsetti.

Marmara Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Volkan Korten

 

UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Fonu) HIV Sağlık Kalkınma Bölge Sorumlusu Rosemary Kumwenda

 

Gilead Türkiye’nin desteği ile Cüneyt Özdemir ve ekibinin hazırladığı “Türkiye’de HIV” belgeseli gösterimi gerçekleştirildi. Belgesel gösterimi sırasında aynı zamanda yerel ve uluslararası makamlardan katılımcıların birbirleri iletişim kurması ile resepsiyon sona erdi.  

“Damgalama ve ayrımcılığın sıfıra indirildiği, HIV ile yaşayan insanların %90’nının tanı aldığı, tanı alan insanların %90’nının tedaviye ulaştığı, tedaviye ulaşan insanların %90’nının tedavide kalarak HIV yayılımının durdurulduğu günleri karşılamak umuduyla.”

                                                                                                                                                                                                                          1 Aralık 2019

                                                                                                                                                                                                                 Pozitif Yaşam Derneği

Tiyatro Tabanlı Akran Eğitimi Projesi, 19 Ağustos 2019

Sağlıkta Genç Yaklaşımlar Derneği’nin Tiyatro Tabanlı Akran Eğitimi Projesi kapsamında proje ekibiyle buluştuk. HIV ile yaşayan on beş kişinin öyküleri üzerinden 1980’ler Amerika’sından günümüz Türkiye’sine ayrımcılık damgalama ve hak ihlalleri hakkında konuştuk. HIV ile yaşayan bireyleri ve HIV’e karşı ön yargıların temelini, sonuçlarını tartıştık.

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği ile Atölye, 26 Haziran 2019

Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Ankara Şubesi işbirliğinde Ankara’da yaşayan Sosyal Hizmet Uzmanlarına yönelik HIV / AIDS atölyesi gerçekleştirdik. HIV enfeksiyonunun tarihçesi, enfeksiyona dair bilmemiz gereken güncel bilgiler, tedavi olanakları, anahtar gruplar ve önleme çalışmalarıyla HIV ile yaşayan bireylere müdahale yöntemleri ve hak ihlallerinin konuşuldu.

Sosyal hizmet uzmanlarına yönelik atölyelerimiz İstanbul ve İzmir’de devam edecek olup atölyelerin sonrasında sosyal hizmet uzmanlarının HIV/AIDS farkındalığına yönelik araştırmamızın sonuçlarını raporlayacağız.

 

Geri Dön